Antik Roma

Antik Roma


We are searching data for your request:

Forums and discussions:
Manuals and reference books:
Data from registers:
Wait the end of the search in all databases.
Upon completion, a link will appear to access the found materials.


6. Antik Roma


Antik Romalılar için Venüs bir gezegen değil, bir gök cismiydi: aşk ve güzellik tanrıçasıydı.

Romalılar devasa boyutlarda bir imparatorluk kurdular. Zirvede, neredeyse tüm Avrupa kıtasını ve ayrıca Orta Doğu ve Afrika'nın bazı kısımlarını kapsıyordu.

Roma İmparatorluğu'nun dokunaçları İngiltere'den Mısır'a, İspanya'dan Irak'a ve güney Rusya'dan Fas'a kadar uzanıyordu. Daha da önemlisi, antik Roma uygarlığı yaklaşık bin yıl boyunca gelişti. Bu zaman diliminde Romalıların tüm bu halklar üzerindeki etkisi ölçüye meydan okuyor.

MS 4. yüzyılda Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra, Romalılar onu imparatorluklarının her köşesine yaydılar. Ayrıca fethettikleri tüm topraklara kendi kanun ve düzenlerini getirdiler. Romalıların dili olan Latince, İtalyanca, Fransızca ve İspanyolca da dahil olmak üzere birçok modern Avrupa dilinin temeli oldu.


Genişlemesinin zirvesinde (MS 120 civarında), Roma İmparatorluğu, Akdeniz'i çevreleyen toprakların neredeyse tamamını kapsıyordu.

Romalılar özellikle yönetim, organizasyon ve mühendislikte yetenekliydiler. Yüksek eğitimli ve disiplinli bir orduya ve etkin bir bürokrasiye sahiplerdi. Bu nitelikler olmadan Romalılar, genişleyen imparatorluklarını asla yönetemezlerdi. Bununla birlikte, diğer entelektüel arayışlar söz konusu olduğunda, onlar kadar azimli veya orijinal değillerdi.

Aslında, Romalılar temel olarak Yunan sanatının, edebiyatının, felsefesinin ve hatta dininin çoğunu benimsemiş ve kopyalamıştır. Romalılar, Yunanlılarla aynı tanrı grubuna sahipti, ancak farklı isimlerle. Roma mitolojisinde Zeus Jüpiter, Hera Juno, Ares Mars ve Athena Minerva oldu. Ancak Romalılar bu ödünç alınmış fikirleri gittikleri her yere yaydılar.

Romulus ve Remus

Roma mitolojisine göre ikiz kardeşler Roma'nın kuruluşunda önemli bir rol oynamıştır. Romulus ve Remus adlı bu kardeşler, Roma savaş tanrısı Mars'ın oğullarıydı. Doğumda terk edilen ikizler, bir kurt tarafından büyütüldü.

Yaşlandıklarında, Tiber Nehri boyunca terk edildikleri yerin yakınında bir şehir kurmaya karar verdiler. Her biri bir yerleşime başlamak için bir tepe seçti.

Kardeşler arasında sık sık olduğu gibi, anlaşmazlıklar kavga ve kavgaya yol açtı. Remus'un alay konusuna kızan Romulus, bir öfke nöbeti içinde kardeşini öldürdü. Romulus, sonunda Roma'ya dönüşen ve elbette Romulus'un adını taşıyan şehri inşa etmeye devam etti.

Anlaşıldığı üzere, Romulus şehri için çok iyi bir yer seçmiş. Roma, Tiber Nehri üzerinde, Akdeniz'den yaklaşık 15 mil içeride bulunuyordu. Romalılar denize kolay erişime sahipti ve denizden gelen istilalardan bir şekilde korunuyorlardı. Ayrıca Roma, Yunanistan'ın batısındaki çizme şeklindeki kara parçası olan İtalyan yarımadasının ortasındaydı. Bu merkezi konumdan, Romalılar bugün modern İtalya ülkesi olan her şeye kolayca erişip kontrol edebiliyorlardı.

Son olarak, İtalyan yarımadasının Akdeniz'deki merkezi konumu, Romalıların Akdeniz dünyasının her yeri ile ticaret ve iletişim kurmasını mümkün kıldı.


Din

Latin Edebiyatı

Bugün olduğu gibi, birçok Antik Romalı hayatını yazarak kazanmaya çalıştı. Bazıları, sokakta performans sergileyen bir müzisyen veya bugün bir kitapçıda yeni bir yayının tanıtımını yapan bir yazar gibi, eserlerini herkesin içinde okurdu.

Roma Mitolojisi

Roma mitolojisi, Romalıların Roma uygarlığının, kültürünün, tarihinin ve dininin kökenini tanımlamak için kullandıkları geleneksel hikayeler, inançlar ve ritüellerin bir koleksiyonudur.

Romulus ve Remus

Romulus ve Remus, Roma uygarlığının kuruluşuna ilişkin mitle ilişkilendirilen iki efsanevi karakterdir.


İçindekiler

Daha fazla bilgi ve eksiksiz bir uygarlık olarak Roma tarihi için, bkz. Antik Roma.

Roma zaman çizelgesi
Roma Krallığı ve Cumhuriyeti
753 M.Ö. Efsaneye göre, Romulus Roma'yı kurar.
753–509 M.Ö. Roma'nın yedi kralının kuralı.
509 M.Ö. Cumhuriyetin kuruluşu.
390 M.Ö. Galyalılar Roma'yı işgal eder. Roma görevden alındı.
264–146 M.Ö. Pön Savaşları.
146-44 M.Ö. Sosyal ve İç Savaşlar. Marius, Sulla, Pompey ve Caesar'ın ortaya çıkışı.
44 M.Ö. Julius Sezar öldürüldü.

En eski tarih

Roma bölgesinin en az 5.000 yıl öncesine ait insan işgaline dair arkeolojik kanıtlar var, ancak çok daha genç enkazların yoğun tabakası Paleolitik ve Neolitik bölgeleri gizlemektedir. [2] Kentin antik kuruluşunu gösteren kanıtlar, Roma'nın Romulus ve Remus'u da içine alarak başladığı efsanesi tarafından da gizlenmiştir.

Roma'nın geleneksel kuruluş tarihi, Marcus Terentius Varro'dan sonra MÖ 753-04-21'dir [3] ve Latium şehri ve çevresindeki bölge, o zamandan beri küçük bir kesinti ile yerleşime devam etmiştir. 2014 yılında yapılan kazılar, kentin resmi kuruluş yılından çok önce inşa edilmiş bir duvar ortaya çıkardı. Arkeologlar, MÖ 9. yüzyıla ve MÖ 8. yüzyılın başlarına tarihlenen bir taş duvar ve çanak çömlek parçalarını ortaya çıkardılar ve MÖ 10. yüzyılda Palatine tepesine gelen insanların kanıtları var. [4] [5]

Sant'Omobono Bölgesi, Geç Arkaik dönemde Roma'da anıtsallaştırma, kentleşme ve devlet oluşumuyla ilgili süreçleri anlamak için çok önemlidir. Sant'Omobono tapınak alanı, MÖ 7.–6. yüzyıla tarihlenir ve bunları Roma'daki bilinen en eski tapınak kalıntıları yapar. [6]

Roma kökenli efsane

Şehrin adının kökeninin, ünlü kurucu ve ilk hükümdar olan efsanevi Romulus'a ait olduğu düşünülmektedir. [7] Tanrı Mars'ın görünen oğulları ve Truva kahramanı Aeneas'ın torunları olan Romulus ve ikiz kardeşi Remus'un, terk edildikten sonra bir dişi kurt tarafından emzirildikleri ve ardından bir şehir kurmaya karar verdikleri söylenir. Kardeşler, Romulus'un Remus'u öldürdüğünü ve ardından şehre Roma adını verdiğini savundu. Roma'yı kurup adını verdikten sonra (hikayede olduğu gibi), köleler ve özgürler de dahil olmak üzere tüm sınıflardan insanların Roma'ya vatandaş olarak gelmelerine izin verdi. [8] Vatandaşlarına eş sağlamak için Romulus, komşu kabileleri Roma'daki bir festivale davet etti ve burada genç kadınlarının çoğunu kaçırdı (Sabine Kadınlarına Tecavüz olarak bilinir). Sabinlerle devam eden savaştan sonra Romulus, krallığı Sabine Kralı Titus Tatius ile paylaştı. [9] Romulus, krala danışma konseyi olarak Roma senatosunu oluşturmak üzere en asil 100 kişiyi seçti. Bu adamlara patres adını verdi ve onların soyundan gelenler soylular oldu. Üç asırlık equites yarattı: Ramnes (Romalılar anlamına gelir), Tities (Sabine kralından sonra) ve Luceres (Etrüskler). Ayrıca genel halkı, Romulus ve Tatius arasındaki savaşı sona erdirmek için müdahale eden Sabine kadınlarından otuzunun adını taşıyan otuz curiae'ye böldü. Curiae, Comitia Curiata'daki oylama birimlerini oluşturdu. [10]

Roma adı için dilsel bir kök bulmak için girişimlerde bulunulmuştur. Olasılıklar Yunancadan türetmeyi içerir Ῥώμη, cesaret anlamına gelir, cesaret [11] muhtemelen bağlantı bir kökledir *ROM-, "meme", aynı soydan gelen ikizleri benimseyen ve emziren totem kurda teorik bir referansla. Kentin Etrüsk adı M.Ö. Rum. [12] Ayrıca karşılaştırın Rumon, Tiber Nehri'nin eski adı. Etrüsk kelimelerinin çoğunda olduğu gibi, daha fazla etimolojisi bilinmemektedir. Thomas G. Tucker'ın Latincenin Kısa Etimolojik Sözlüğü (1931), ismin büyük olasılıkla M.Ö. *ürobsma (bkz. şehirler, soyguncu) ve aksi takdirde, "ancak daha az olası" *ürozma "tepe" (bkz. Skt. varsman- "yükseklik, nokta" Eski Slavca врьхъ "üst, zirve", Russ. верх "yukarı doğru yön", Lith. virüs "üst").

Şehrin oluşumu Düzenle

Roma, Palatine Tepesi'ndeki pastoral yerleşimlerden ve Tiber'in güney tarafında Tiren Denizi'nden yaklaşık 30 km (19 mil) uzaktaki çevredeki tepelerden büyüdü. Quirinal Tepesi muhtemelen başka bir İtalik konuşan halk olan Sabinler için bir ileri karakoldu. Bu konumda, Tiber, nehrin geçebileceği bir ada içeren Z şeklinde bir eğri oluşturur. Nehir ve geçit nedeniyle Roma, nehir vadisini takip eden trafik ve yarımadanın batı tarafında kuzeye ve güneye seyahat eden tüccarların kavşağındaydı.

Arkeolojik buluntular, MÖ 8. yüzyılda, gelecekteki Roma bölgesinde iki müstahkem yerleşim olduğunu doğruladı: Palatine Tepesi'nde Rumi ve yakındaki ormanda yaşayan Luceres tarafından desteklenen Quirinal Tepesi'nde Titientes. [13] Bunlar, MÖ 1. binyılda İtalyan yarımadasındaki bir ova olan Latium'da var olan çok sayıda İtalik konuşan topluluktan sadece üçüydü. İtalik halkların kökenleri tarihöncesine dayanır ve bu nedenle tam olarak bilinmemektedir, ancak Hint-Avrupa dilleri MÖ 2. binyılın ikinci yarısında doğudan göç etmiştir.

Halikarnaslı Dionysius'a göre, birçok Roma tarihçisi (Porcius Cato ve Gaius Sempronius dahil) Romalıların (Aborjinlerin torunları) kökenlerini, bilgilerinin Yunan efsanevi hesaplarından türetilmiş olmasına rağmen Yunan olarak kabul ettiler. [14] Sabinler, özellikle, ilk olarak Dionysius'un Aborjinlerin ana şehri olarak kabul edilen Lista şehrini sürpriz bir şekilde ele geçirdikleri açıklamasında bahsedildi. [15]

İtalik bağlam Düzenle

Bölgedeki İtalik konuşanlar arasında Latinler (batıda), Sabinler (Tiber'in üst vadisinde), Umbrialılar (kuzeydoğuda), Samnitler (güneyde), Oscanlar ve diğerleri vardı. MÖ 8. yüzyılda, yarımadayı diğer iki büyük etnik grupla paylaştılar: Kuzeyde Etrüskler ve güneyde Yunanlılar.

Etrüskler (Etrüsk veya Tusci Latince) Roma'nın kuzeyinde Etruria'da (modern kuzey Lazio, Toskana ve Umbria'nın bir parçası) tasdik edilmiştir. Tarquinia, Veii ve Volterra gibi şehirler kurdular ve bazı efsanevi Roma krallarının Etrüsk kökeninin açıkça gösterdiği gibi, Roma kültürünü derinden etkilediler. Tarihçilerin literatürü, din veya felsefe metinleri yoktur, bu nedenle bu medeniyet hakkında bilinenlerin çoğu mezar eşyalarından ve mezar buluntularından elde edilir. [16] Etrüsklerin davranışları bazı karışıklıklara yol açmıştır. Latince gibi, Etrüsk de çekimli ve Helenleşmiştir. Hint-Avrupalılar gibi Etrüskler de ataerkil ve ataerkil idi. İtalikler gibi, onlar da savaş gibiydi. Gladyatör gösterileri aslında Etrüsk cenaze geleneklerinden geliştirildi. [17] [18]

Yunanlılar, MÖ 750 ile 550 yılları arasında Güney İtalya'da (Romalılar daha sonra Magna Graecia olarak adlandırdıkları) Cumae, Napoli, Reggio Calabria, Crotone, Sybaris ve Taranto gibi birçok koloni kurmuşlardı. Sicilya. [19] [20]

Etrüsk hakimiyeti

MÖ 650'den sonra, Etrüskler İtalya'da egemen oldular ve kuzey-orta İtalya'ya doğru genişlediler. Roma geleneği, Roma kentini kardeşi Remus ile birlikte kurduğu söylenen efsanevi Romulus'tan başlayarak, Roma'nın MÖ 753'ten 509'a kadar yedi kralın kontrolü altında olduğunu iddia etti. Son üç kralın Etrüsk (en azından kısmen) - yani Tarquinius Priscus, Servius Tullius ve Tarquinius Superbus olduğu söylendi. (Eski edebi kaynaklarda Priscus'un bir Yunan mülteci ile Etrüsk bir annenin oğlu olduğu söylenir.) İsimleri Etrüsk kasabası Tarquinia'ya atıfta bulunur.

Livy, Plutarch, Halikarnaslı Dionysius ve diğerleri. Roma'nın ilk yüzyıllarında art arda yedi kral tarafından yönetildiğini iddia ediyor. Varro tarafından düzenlendiği şekliyle geleneksel kronoloji, saltanatları için 243 yıl, yani Barthold Georg Niebuhr'un çalışmasından bu yana modern bilim adamları tarafından genellikle iskonto edilen ortalama 35 yıl ayırır. Galyalılar, MÖ 390'daki Allia Savaşı'ndan sonra (Polybius'a göre, savaş 387/6'da meydana geldi) şehri yağmaladıkları zaman Roma'nın tarihi kayıtlarının çoğunu yok ettiler ve geriye kalanlar sonunda zaman veya hırsızlıkla kaybedildi. Krallığın hiçbir çağdaş kaydı bulunmadığından, kralların tüm hesapları dikkatlice sorgulanmalıdır. [22] Son olarak adlandırılan kralların tarihi şahsiyetler olabilmesine rağmen, kralların listesinin tarihi değeri de şüphelidir. Bazı tarihçiler tarafından Roma'nın yaklaşık bir asır boyunca Etrüsklerin etkisi altında olduğuna inanılmaktadır (yine bu tartışmalıdır). Bu dönemde, Tiber fordunun yerine Pons Sublicius adında bir köprü inşa edildi ve Cloaca Maxima da inşa edildi, Etrüsklerin bu tür yapının büyük mühendisleri olduğu söyleniyor. Kültürel ve teknik bir bakış açısından, Etrüskler, Roma'nın gelişimi üzerinde tartışmasız ikinci en büyük etkiye sahipti, ancak yalnızca Yunanlılar tarafından geçildi.

Daha güneye doğru genişleyen Etrüskler, Yunanlılarla doğrudan temasa geçtiler ve başlangıçta Yunan kolonistleriyle çatışmalarda başarılı oldular, ardından Etruria düşüşe geçti. Bundan yararlanan Roma isyan etti ve MÖ 500 civarında Etrüsklerden bağımsızlığını kazandı. Ayrıca, monarşiyi terk ederek, şehrin soylularından oluşan bir Senatoya dayalı cumhuriyetçi bir sistem ile birlikte, özgür doğmuş erkeklerin çoğuna ve her yıl seçilmiş sulh yargıçlarına siyasi katılım sağlayan halk meclisleri kurdu.

Etrüskler Roma üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Romalılar onlardan tapınak inşa etmeyi öğrendiler ve Etrüskler, Etrüsk tanrılarından Uni, Menrva ve Tinia'dan bir üçlü tanrıya - Juno, Minerva ve Jüpiter - tapınmayı getirmiş olabilir. Bununla birlikte, Etrüsk halkının Roma'nın gelişimindeki etkisi genellikle abartılır. [23] Roma öncelikle bir Latin şehriydi. Hiçbir zaman tam olarak Etrüsk olmadı. Ayrıca, kanıtlar Romalıların Güney'deki Yunan şehirlerinden ağırlıklı olarak ticaret yoluyla büyük ölçüde etkilendiklerini göstermektedir. [24]

Roma Cumhuriyeti Düzenle

Roma Cumhuriyeti geleneksel olarak MÖ 509'dan MÖ 27'ye kadar uzanır. MÖ 500'den sonra Roma, Sabinlerin saldırılarına karşı savunmada Latin şehirleriyle birleşti. MÖ 493'te Regillus Gölü Savaşı'nı kazanan Roma, monarşinin yıkılmasından sonra kaybettiği Latin ülkeleri üzerindeki üstünlüğünü yeniden tesis etti. Uzun bir mücadeleler dizisinden sonra, bu üstünlük 393'te, Romalılar sonunda Volsci ve Aequi'yi boyunduruk altına aldıklarında sabitlendi. MÖ 394'te, Veii'nin tehditkar Etrüsk komşusunu da fethettiler. Etrüsk gücü artık Etruria'nın kendisiyle sınırlıydı ve Roma, Latium'daki baskın şehirdi.

Ayrıca MÖ 6. yüzyılın sonunda Kartaca şehri ile her şehrin etki alanlarını tanımlayan ve aralarındaki ticareti düzenleyen resmi bir anlaşmanın yapıldığı bildirilmektedir.

Aynı zamanda Heraclides, 4. yüzyıl Roma'sının bir Yunan şehri olduğunu belirtir. [25]

Roma'nın ilk düşmanları komşu tepe kabileleri olan Volskyalılar, Aequi ve tabii ki Etrüsklerdi. Yıllar geçtikçe ve askeri başarılar Roma topraklarını genişlettikçe, yeni düşmanlar ortaya çıktı. En vahşileri, modern Kuzey ve Orta-Doğu İtalya da dahil olmak üzere Kuzey Avrupa'nın çoğunu kontrol eden gevşek bir halk topluluğu olan Galyalılardı.

MÖ 387'de Roma, Doğu İtalya'dan gelen ve Etruria'daki Allia Savaşı'nda Roma ordusunu başarılı bir şekilde yenen Brennus tarafından yönetilen Senonlar tarafından yağmalandı ve yakıldı. Birçok çağdaş kayıt, Senonların Roma'yı Etruria'daki diplomatik tarafsızlığını ihlal ettiği için cezalandırmayı umduğunu gösteriyor. Senonlar, bir kez görevden alındıktan sonra çevredeki kırsal bölgeye zarar vermeden Roma'ya 130 kilometre (81 mil) yürüdüler, Senonlar Roma'dan çekildi. [26] Brennus kısa süre sonra Tusculum'da diktatör Furius Camillus tarafından yenildi. [27] [28]

Bundan sonra, Roma aceleyle binalarını yeniden inşa etti ve saldırıya geçti, Etrüskleri fethetti ve kuzeydeki Galyalılardan toprakları ele geçirdi. MÖ 345'ten sonra Roma, diğer Latinlere karşı güneye doğru ilerledi. Bu çeyrekteki ana düşmanları, MÖ 321'de Caudine Forks Savaşı'nda lejyonları alt eden ve tuzağa düşüren azılı Samnitler'di. Bu ve diğer geçici aksiliklere rağmen, Romalılar istikrarlı bir şekilde ilerledi. MÖ 290'da Roma, İtalyan yarımadasının yarısından fazlasını kontrol ediyordu. MÖ 3. yüzyılda Roma, güneydeki Yunan polislerini de kontrolü altına aldı. [29]

Bitmek bilmeyen savaşların ortasında (Cumhuriyet'in başlangıcından Principate'ye kadar, Janus tapınağının kapıları sadece iki kez kapatıldı - açık olduklarında Roma'nın savaşta olduğu anlamına geliyordu), Roma ciddi bir büyük sosyal krizle karşı karşıya kaldı. kriz, Düzenler Çatışması, eski Roma Cumhuriyeti'nin Plebler (sıradanlar) ve Patricileri (aristokratlar) arasında, Pleblerin Patricilerle siyasi eşitlik aradığı siyasi bir mücadele. Roma Cumhuriyeti Anayasasının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. MÖ 494'te, Roma iki komşu kabileyle savaş halindeyken, Pleblerin tamamının şehri terk etmesiyle başladı (ilk Pleb Ayrılığı). Bu ilk ayrılmanın sonucu, Pleb Tribünü makamının yaratılması ve bununla birlikte Plebler tarafından gerçek gücün ilk elde edilmesiydi. [30]

Geleneğe göre, Roma MÖ 509'da bir cumhuriyet oldu. Ancak, Roma'nın popüler hayal gücünün büyük şehri haline gelmesi birkaç yüzyıl aldı. MÖ 3. yüzyılda Roma, İtalyan yarımadasının önde gelen şehri haline gelmişti. Roma ile büyük Akdeniz imparatorluğu Kartaca (MÖ 264 - 146) arasındaki Pön Savaşları sırasında, Roma'nın ilk kez bir denizaşırı imparatorluğun başkenti olmasıyla itibarı daha da arttı. MÖ 2. yüzyıldan itibaren Roma, latifundia adı verilen devasa, köle tarafından işletilen çiftliklerin ortaya çıkmasıyla atalarının tarım alanlarından sürülen İtalyan çiftçilerin çok sayıda şehre akın etmesiyle önemli bir nüfus artışı yaşadı. Birinci Pön Savaşı'nda Kartaca'ya karşı kazanılan zafer, ilk iki eyaleti İtalyan yarımadasının, Sicilya ve Sardunya'nın dışına çıkardı. [31] Bunu İspanya'nın bazı kısımları (Hispania) izledi ve 2. yüzyılın başlarında Romalılar Yunan dünyasının işlerine karıştı. O zamana kadar tüm Helenistik krallıklar ve Yunan şehir devletleri, bitmek bilmeyen iç savaşlardan ve paralı askerlere dayanmaktan bitkin düşmüş durumdaydı.

Romalılar Yunan uygarlığına büyük bir hayranlıkla baktılar. Yunanlılar, Roma'yı kendi iç çekişmelerinde yararlı bir müttefik olarak gördüler ve Roma lejyonlarının Yunanistan'a müdahale etmeye davet edilmeleri çok uzun sürmedi. 50 yıldan kısa bir süre içinde anakara Yunanistan'ın tamamı boyun eğdirildi. Roma lejyonları Makedon falanksını iki kez ezdi, MÖ 197 ve 168'de MÖ 146'da Roma konsülü Lucius Mummius, özgür Yunanistan'ın sonunu işaret ederek Korint'i yerle bir etti. Aynı yıl Scipio Africanus'un oğlu Cornelius Scipio Aemilianus, Kartaca şehrini yıkarak onu bir Roma eyaleti haline getirdi.

Sonraki yıllarda Roma, Tiberius Gracchus ile İspanya'daki fetihlerine devam etti ve Bergama'nın son kralının krallığını Roma halkına vermesiyle Asya'ya ayak bastı. 2. yüzyılın sonları, Cimbri ve Teutones gibi çok sayıda Germen halkının Rhone nehrini geçip İtalya'ya taşınmasıyla başka bir tehdit daha getirdi. Gaius Marius arka arkaya beş kez konsül oldu (toplam yedi) ve MÖ 102 ve 101'de iki belirleyici savaş kazandı.

MÖ geçen yüzyılın ilk otuz yılı, Cumhuriyetin varlığını tehdit eden ciddi iç sorunlarla karakterize edildi. Roma ve müttefikleri arasındaki Sosyal Savaş ve Köle Savaşları (köle ayaklanmaları), tümü İtalya'da olan [32] sert çatışmalardı ve Romalıları müttefikleri ve tebaaları ile ilgili politikalarını değiştirmeye zorladı. [33] O zamana kadar Roma, fethedilen insanlardan (haraç, yiyecek veya insan gücü, yani köleler olarak) elde edilen büyük servetle geniş bir güç haline gelmişti. Roma'nın müttefikleri, Romalıların yanında savaştıkları için acı hissettiler, ancak yine de vatandaş değillerdi ve ödüllerden çok az pay aldılar. Savaşı kaybetmelerine rağmen sonunda istediklerini aldılar ve MS 1. yüzyılın başlarında İtalya'nın neredeyse tüm özgür sakinleri Roma vatandaşıydı.

Bununla birlikte, Imperium Romanum'un (Roma iktidarı) büyümesi, her yıl seçilen sulh yargıçları ve güç paylaşımı ile Cumhuriyet'in eski siyasi sisteminin çözemediği yeni sorunlar ve yeni talepler yarattı. Sulla diktatörlüğü, Pompey Magnus'un olağanüstü emirleri ve ilk üçlü yönetim bunu açıkça ortaya koydu. MÖ 49 Ocak'ta Galya fatihi Julius Caesar, lejyonlarını Roma'ya karşı yürüdü. Sonraki yıllarda rakiplerini yendi ve dört yıl boyunca Roma'yı yönetti. MÖ 44'teki suikastından sonra, Senato Cumhuriyeti yeniden kurmaya çalıştı, ancak şampiyonları Marcus Junius Brutus (cumhuriyetin kurucusunun soyundan) ve Gaius Cassius Longinus, Sezar'ın teğmeni Marcus Antonius ve Sezar'ın yeğeni Octavian tarafından yenildi.

MÖ 44-31 yılları, Marcus Antonius ile Octavianus (daha sonra Augustus olarak anılacaktır) arasındaki iktidar mücadelesini işaret eder. Sonunda, MÖ 2 Eylül 31'de, Yunan Actium burnunda, denizde son savaş gerçekleşti. Octavianus galip geldi ve Roma'nın (ve imparatorluğunun) tek hükümdarı oldu. Bu tarih, Cumhuriyetin sonu ve Prensliğin başlangıcıdır. [34] [35]

Roma İmparatorluğu Düzenle

Roma Zaman Çizelgesi
Roma imparatorluğu
MÖ 44 – MS 14 Augustus İmparatorluğu kurar.
MS 64 Nero'nun egemenliği sırasında Roma'nın Büyük Ateşi.
69–96 Flavian hanedanı. Kolezyum Binası.
3. yüzyıl Roma İmparatorluğu'nun Krizi. Caracalla Hamamları ve Aurelian Surları'nın inşası.
284–337 Diocletian ve Konstantin. İlk Hıristiyan bazilikalarının inşası. Milvian Köprüsü Savaşı. Roma'nın yerini İmparatorluğun başkenti olarak Konstantinopolis alır.
395 Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu'nun kesin olarak ayrılması.
410 Alaric Gotları Roma'yı yağmaladı.
455 Gaiseric'in Vandalları Roma'yı yağmaladı.
476 Batı imparatorluğunun çöküşü ve son imparator Romulus Augustus'un tahttan indirilmesi.
6. yüzyıl Gotik Savaş (535-554). Tarihçilerin geleneksel olarak İtalya'da Orta Çağ'ın başlangıcı olarak kabul ettiği bir eylem olan 537 kuşatmasında Gotlar su kemerlerini kestiler [36]
608 İmparator Phocas, Pantheon'u Papa Boniface IV'e bağışlayarak bir Hıristiyan kilisesine dönüştürür. Phocas Sütunu Forum Romanum) dikilir.
630 Curia Julia (Roma Senatosu'nun ortadan kaybolmasından bu yana boş) Sant'Adriano al Foro'nun bazilikasına dönüştürülür.
663 II. Constans Roma'yı on iki gün ziyaret eder - iki yüzyıl boyunca Roma'ya ayak basan tek imparator. Konstantinopolis'e geri götürülmek üzere binaların süslerini ve bronzlarını soyuyor.
751 Ravenna Eksarhlığı'nın Lombard tarafından fethi, Roma Dükalığı artık imparatorluktan tamamen koptu.
754 Franks ile ittifak, Genç Pepin ilan etti Romalıların Patrici'si, İtalya'yı işgal eder. Papalık Devletlerinin Kuruluşu.

Erken İmparatorluk Düzenle

Cumhuriyetin sonunda, Roma şehri, tüm Akdeniz'e hakim bir imparatorluğun başkentine yakışır bir ihtişama kavuşmuştu. O zamanlar dünyanın en büyük şehriydi. En yüksek nüfusa ilişkin tahminler, tarihçiler arasında en popüler olan 1 ila 2 milyon arasında tahminlerle 450.000 ila 3.5 milyondan fazla insan arasında değişmektedir. [37] Bu ihtişam, Caesar'ın projelerini tamamlayan ve Augustus Forumu ve Ara Pacis gibi kendi projelerini ekleyen Augustus döneminde arttı. Roma'yı tuğladan bir şehir bulduğunu ve onu mermer bir şehir bıraktığını söylediği söylenmektedir.Urbem latericium invenit, marmoream kalıntısı). Augustus'un halefleri, kısmen şehre kendi katkılarını ekleyerek onun başarısını taklit etmeye çalıştılar. MS 64'te, Nero'nun saltanatı sırasında, Büyük Roma Ateşi şehrin çoğunu yok etti, ancak birçok yönden yeni gelişme için bir bahane olarak kullanıldı. [38] [39]

Roma, o zamanlar sübvanse edilen bir şehirdi ve tahıl arzının yaklaşık yüzde 15 ila 25'i merkezi hükümet tarafından ödeniyordu. Ticaret ve sanayi, İskenderiye gibi diğer şehirlere kıyasla daha küçük bir rol oynadı. Bu, Roma'nın böylesine büyük bir nüfusu sürdürmek için İmparatorluğun diğer bölgelerinden gelen mallara ve üretime bağımlı olması gerektiği anlamına geliyordu. Bu çoğunlukla Roma hükümeti tarafından alınan vergilerle ödendi. Sübvanse edilmemiş olsaydı, Roma önemli ölçüde daha küçük olurdu. [40]

Roma'nın nüfusu, 2. yüzyılda zirvesinden sonra azaldı. O yüzyılın sonunda, Marcus Aurelius'un saltanatı sırasında Antonine Vebası günde 2.000 kişiyi öldürdü. [41] Marcus Aurelius 180 yılında öldü, saltanatı "Beş İyi İmparator"un ve Pax Romana'nın sonuncusuydu. MS 177'den beri ortak imparator olan oğlu Commodus, en genel olarak Batı Roma İmparatorluğu'nun kademeli olarak gerilemesi ile ilişkilendirilen tam imparatorluk gücünü üstlendi. 273 yılında Aurelian Duvarı tamamlandığında (o yıl nüfusu sadece 500.000 civarındaydı) Roma'nın nüfusu, zirvesinin yalnızca bir parçasıydı. Bu sırada, Roma aristokrat sınıfının bir kısmı, MS 79'da Vezüv Yanardağı'nın Pompeii şehrini yok eden feci patlamasının ardından Roma'da dolaşıyordu.

Üçüncü Yüzyılın Krizi

3. yüzyılın başlarından itibaren işler değişti. "Üçüncü Yüzyılın Krizi", neredeyse çökecek olan İmparatorluğun felaketlerini ve siyasi sıkıntılarını tanımlar. Yeni tehlike hissi ve barbar istilalarının tehdidi, 273 yılında başkentin etrafını 20 km'ye (12 mil) yakın ölçülen büyük bir duvarla çevrelemeyi bitiren İmparator Aurelian'ın kararıyla açıkça gösterildi. Roma resmen imparatorluğun başkenti olarak kaldı, ancak imparatorlar orada daha az zaman harcadılar. 3. yüzyıl Diocletianus'un siyasi reformlarının sonunda, Roma İmparatorluğun idari başkenti olan geleneksel rolünden mahrum kaldı. Daha sonra, batı imparatorları Milano veya Ravenna'dan veya Galya'daki şehirlerden hükmetti. 330'da I. Konstantin, Konstantinopolis'te ikinci bir başkent kurdum.

Hıristiyanlaştırma Düzenle

Hıristiyanlık MS 1. yüzyılda Roma'ya ulaştı. Hristiyanlık döneminin ilk iki yüzyılı boyunca, İmparatorluk yetkilileri Hristiyanlığı ayrı bir dinden ziyade büyük ölçüde sadece bir Yahudi mezhebi olarak gördüler. Hiçbir imparator inanca veya kilisesine karşı genel yasalar çıkarmadı ve olduğu gibi zulümler yerel hükümet yetkililerinin yetkisi altında gerçekleştirilmedi. [42] Bythinia valisi Genç Pliny'den imparator Trajan'a yazdığı bir mektupta, Hıristiyanlara yönelik zulmü ve infazları anlatılmaktadır. . [43]

Suetonius, Nero'nun saltanatı sırasında "Hıristiyanlara ceza verildiğinden, bir grup insan yeni ve yaramaz bir batıl inanca verildiğinden" bahseder. (batıl inanç novae ac maleficae). [44] Ceza için hiçbir sebep göstermez. Tacitus, MS 64'teki Büyük Roma Yangınından sonra, halktan bazılarının Nero'yu sorumlu tuttuğunu ve imparatorun suçu Hıristiyanlara çevirmeye çalıştığını bildiriyor. [45] Nero'nun saltanatı sırasında, imparatorluğu istikrarsızlaştıran ve iç savaşa ve Nero'nun intiharına yol açan Yahudilere karşı savaş, bu 'Yahudi' mezhebinin bastırılması için ek bir gerekçe sağladı.

Diocletian, 303'ten 311'e kadar Hıristiyanlara yönelik en şiddetli ve son büyük zulmü üstlendi. Hıristiyanlık bastırılamayacak kadar yaygınlaştı ve 313'te Milano Fermanı hoşgörüyü resmi politika haline getirdi. Konstantin I (tek hükümdar 324-337) ilk Hıristiyan imparator oldu ve 380'de Theodosius I Hıristiyanlığı resmi din olarak kurdu.

Theodosius döneminde pagan tapınaklarına ziyaret yasaklandı, [46] Roma Forumu'ndaki Vesta Tapınağı'ndaki sonsuz ateş söndürüldü, Vesta Bakireleri dağıtıldı, himaye ve büyücülük cezalandırıldı. Theodosius, kalan pagan Senatörlerin isteği üzerine Senato Evi'ndeki Zafer Sunağı'nı restore etmeyi reddetti.

İmparatorluğun Hıristiyanlığı kabul etmesi, Roma Piskoposu'nu (daha sonra Papa olarak anılacaktır), 380'de Selanik Fermanı'nda resmi olarak belirtildiği gibi, Batı İmparatorluğu'ndaki en üst düzey dini figür haline getirdi. İmparatorluktaki giderek marjinal rolüne rağmen, Roma tarihi prestijini korudu ve bu dönem inşaat faaliyetinin son dalgasını gördü: Konstantin'in selefi Maxentius, Forum'daki bazilikası gibi binalar inşa etti, Konstantin'in kendisi, Konstantin Kemeri'ni kutlamak için dikti. birincisine karşı kazandığı zafer ve Diocletian, en büyük hamamları inşa etti. Konstantin ayrıca şehirdeki resmi Hıristiyan binalarının ilk hamisiydi. Lateran Sarayı'nı Papa'ya bağışladı ve ilk büyük bazilika olan eski Aziz Petrus Bazilikası'nı inşa etti.

Germen istilaları ve Batı İmparatorluğu'nun çöküşü

Yine de Roma, aristokratlar ve senatörler tarafından yönetilen Paganizmin kalelerinden biri olarak kaldı. Ancak yeni surlar, şehrin ilk olarak 24 Ağustos 410'da Alaric, 2 Haziran 455'te Geiseric ve hatta 11 Temmuz 472'de general Ricimer'in (çoğu barbarlardan oluşan) ödenmemiş Roma birlikleri tarafından yağmalanmasına engel olmadı. [47] [47] [47] 48] Bu, yaklaşık 800 yıldır ilk kez Roma'nın bir düşmanın eline düşmesiydi. Roma'nın önceki yağmalanması, MÖ 387'de liderleri Brennus komutasındaki Galyalılar tarafından gerçekleştirilmişti. 410'un görevden alınması, Batı Roma İmparatorluğu'nun gerilemesi ve çöküşünde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. O sırada Beytüllahim'de yaşayan Aziz Jerome, "Bütün dünyayı ele geçiren Şehrin kendisi alındı" diye yazmıştı. [49] Şehrin bu yağmalanması tüm Roma dünyasını hayrete düşürdü. Her halükarda, işten çıkarmaların verdiği zarar fazla tahmin edilmiş olabilir. 4. yüzyılın sonlarından itibaren nüfus zaten azalmaya başladı, ancak beşinci yüzyılın ortalarında Roma'nın 650.000'den az olmayan nüfusuyla İmparatorluğun iki bölümünün en kalabalık şehri olmaya devam ettiği görülüyor. [50] Africa Proconsularis'in Vandallar tarafından ele geçirilmesinin ardından düşüş büyük ölçüde hızlandı. 5. yüzyılın ortalarından itibaren artık şehir Afrika'dan tahıl tedarik edemediğinden birçok sakin kaçtı.

6. yüzyılın başında Roma'nın nüfusu 100.000'den az olabilir. Birçok anıt, kapalı tapınaklardan ve diğer değerli binalardan taşları soyan ve hatta kişisel kullanımları için kireç yapmak için heykelleri yakan vatandaşlar tarafından yok ediliyordu. Ayrıca sayıları giderek artan kiliselerin çoğu da bu şekilde inşa edilmiştir. Örneğin, ilk Aziz Petrus Bazilikası, terkedilmiş Nero Sirki'nden gelen ganimetler kullanılarak inşa edildi. [51] Bu mimari yamyamlık, Rönesans'a kadar Roma yaşamının değişmez bir özelliğiydi. 4. yüzyıldan itibaren, taşların ve özellikle mermerin soyulmasına karşı imparatorluk fermanları yaygındı, ancak tekrarlanma ihtiyacı, etkisiz olduklarını gösteriyor. Bazen sadece eski Pagan tapınaklarından yararlanılarak yeni kiliseler yaratılırken, bazen de Pagan tanrısı veya kahramanı buna karşılık gelen bir Hıristiyan azizi veya şehidi olarak değiştirildi. Böylece Romulus ve Remus Tapınağı, ikiz azizler Cosmas ve Damian'ın bazilikası oldu. Daha sonra, Tüm Tanrıların Tapınağı olan Pantheon, Tüm Şehitlerin kilisesi oldu.

Doğu Roma (Bizans) restorasyonu Düzenle

480'de, son Batı Roma imparatoru Julius Nepos öldürüldü ve barbar kökenli bir Roma generali Odoacer, Doğu Roma imparatoru Zeno'ya bağlılık ilan etti. [52] Konstantinopolis'e nominal bir bağlılık göstermelerine rağmen, Odoacer ve daha sonra Ostrogotlar, son imparatorlar gibi İtalya'yı Ravenna'dan neredeyse bağımsız bir krallık olarak yönetmeye devam ettiler. Meanwhile, the Senate, even though long since stripped of wider powers, continued to administer Rome itself, with the Pope usually coming from a senatorial family. This situation continued until Theodahad murdered Amalasuntha, a pro-imperial Gothic queen, and usurped the power in 535. The Eastern Roman emperor, Justinian I (reigned 527–565), used this as a pretext to send forces to Italy under his famed general Belisarius, recapturing the city next year, on December 9, 536 AD. In 537–538, the Eastern Romans successfully defended the city in a year-long siege against the Ostrogoth army, and eventually took Ravenna, too. [52]

Gothic resistance revived however, and on 17 December 546, the Ostrogoths under Totila recaptured and sacked Rome. [53] Belisarius soon recovered the city, but the Ostrogoths retook it in 549. Belisarius was replaced by Narses, who captured Rome from the Ostrogoths for good in 552, ending the so-called Gothic Wars which had devastated much of Italy. The continual war around Rome in the 530s and 540s left it in a state of total disrepair – near-abandoned and desolate with much of its lower-lying parts turned into unhealthy marshes as the drainage systems were neglected and the Tiber's embankments fell into disrepair in the course of the latter half of the 6th century. [54] Here, malaria developed. The aqueducts except for one were not repaired. The population, without imports of grain and oil from Sicily, shrank to less than 50,000 concentrated near the Tiber and around the Campus Martius, abandoning those districts without water supply. There is a legend, significant though untrue, that there was a moment where no one remained living in Rome. [ kaynak belirtilmeli ]

Justinian I provided grants for the maintenance of public buildings, aqueducts and bridges – though, being mostly drawn from an Italy dramatically impoverished by the recent wars, these were not always sufficient. He also styled himself the patron of its remaining scholars, orators, physicians and lawyers in the stated hope that eventually more youths would seek a better education. After the wars, the Senate was theoretically restored, but under the supervision of the urban prefect and other officials appointed by, and responsible to, the Eastern Roman authorities in Ravenna.

However, the Pope was now one of the leading religious figures in the entire Byzantine Roman Empire and effectively more powerful locally than either the remaining senators or local Eastern Roman (Byzantine) officials. In practice, local power in Rome devolved to the Pope and, over the next few decades, both much of the remaining possessions of the senatorial aristocracy and the local Byzantine Roman administration in Rome were absorbed by the Church.

The reign of Justinian's nephew and successor Justin II (reigned 565–578) was marked from the Italian point of view by the invasion of the Lombards under Alboin (568). In capturing the regions of Benevento, Lombardy, Piedmont, Spoleto and Tuscany, the invaders effectively restricted Imperial authority to small islands of land surrounding a number of coastal cities, including Ravenna, Naples, Rome and the area of the future Venice. The one inland city continuing under Eastern Roman control was Perugia, which provided a repeatedly threatened overland link between Rome and Ravenna. In 578 and again in 580, the Senate, in some of its last recorded acts, had to ask for the support of Tiberius II Constantine (reigned 578–582) against the approaching Dukes, Faroald I of Spoleto and Zotto of Benevento.

Maurice (reigned 582–602) added a new factor in the continuing conflict by creating an alliance with Childebert II of Austrasia (reigned 575–595). The armies of the Frankish King invaded the Lombard territories in 584, 585, 588 and 590. Rome had suffered badly from a disastrous flood of the Tiber in 589, followed by a plague in 590. The latter is notable for the legend of the angel seen, while the newly elected Pope Gregory I (term 590–604) was passing in procession by Hadrian's Tomb, to hover over the building and to sheathe his flaming sword as a sign that the pestilence was about to cease. The city was safe from capture at least.

Agilulf, however, the new Lombard King (reigned 591 to c. 616), managed to secure peace with Childebert, reorganised his territories and resumed activities against both Naples and Rome by 592. With the Emperor preoccupied with wars in the eastern borders and the various succeeding Exarchs unable to secure Rome from invasion, Gregory took personal initiative in starting negotiations for a peace treaty. This was completed in the autumn of 598—later recognised by Maurice—lasting until the end of his reign.

The position of the Bishop of Rome was further strengthened under the usurper Phocas (reigned 602–610). Phocas recognised his primacy over that of the Patriarch of Constantinople and even decreed Pope Boniface III (607) to be "the head of all the Churches". Phocas's reign saw the erection of the last imperial monument in the Roman Forum, the column bearing his name. He also gave the Pope the Pantheon, at the time closed for centuries, and thus probably saved it from destruction.

During the 7th century, an influx of both Byzantine Roman officials and churchmen from elsewhere in the empire made both the local lay aristocracy and Church leadership largely Greek speaking. The population of Rome, a magnet for pilgrims, may have increased to 90,000. [55] Eleven of thirteen Popes between 678 and 752 were of Greek or Syrian descent. [56] However, the strong Byzantine Roman cultural influence did not always lead to political harmony between Rome and Constantinople. In the controversy over Monothelitism, popes found themselves under severe pressure (sometimes amounting to physical force) when they failed to keep in step with Constantinople's shifting theological positions. In 653, Pope Martin I was deported to Constantinople and, after a show trial, exiled to the Crimea, where he died. [57] [58]

Then, in 663, Rome had its first imperial visit for two centuries, by Constans II—its worst disaster since the Gothic Wars when the Emperor proceeded to strip Rome of metal, including that from buildings and statues, to provide armament materials for use against the Saracens. However, for the next half century, despite further tensions, Rome and the Papacy continued to prefer continued Byzantine Roman rule: in part because the alternative was Lombard rule, and in part because Rome's food was largely coming from Papal estates elsewhere in the Empire, particularly Sicily.

Rome Timeline
Medieval Rome
772 The Lombards briefly conquer Rome but Charlemagne liberates the city a year later.
800 Charlemagne is crowned Holy Roman Emperor in St. Peter's Basilica.
846 The Saracens sack St. Peter.
852 Building of the Leonine Walls.
962 Otto I crowned Emperor by Pope John XII
1000 Emperor Otto III and Pope Sylvester II.
1084 The Normans sack Rome.
1144 Creation of the commune of Rome.
1300 First Jubilee proclaimed by Pope Boniface VIII.
1303 Foundation of the Roman University.
1309 Pope Clement V moves the Holy Seat to Avignon.
1347 Cola di Rienzo proclaims himself tribune.
1377 Pope Gregory XI moves the Holy Seat back to Rome.

Break with Constantinople and formation of the Papal States Edit

In 727, Pope Gregory II refused to accept the decrees of Emperor Leo III, which promoted the Emperor's iconoclasm. [59] Leo reacted first by trying in vain to abduct the Pontiff, and then by sending a force of Ravennate troops under the command of the Exarch Paulus, but they were pushed back by the Lombards of Tuscia and Benevento. Byzantine general Eutychius sent west by the Emperor successfully captured Rome and restored it as a part of the empire in 728.

On 1 November 731, a council was called in St. Peter's by Gregory III to excommunicate the iconoclasts. The Emperor responded by confiscating large Papal estates in Sicily and Calabria and transferring areas previously ecclesiastically under the Pope to the Patriarch of Constantinople. Despite the tensions Gregory III never discontinued his support to the imperial efforts against external threats.

In this period the Lombard kingdom revived under the leadership of King Liutprand. In 730 he razed the countryside of Rome to punish the Pope who had supported the duke of Spoleto. [60] Though still protected by his massive walls, the pope could do little against the Lombard king, who managed to ally himself with the Byzantines. [61] Other protectors were now needed. Gregory III was the first Pope to ask for concrete help from the Frankish Kingdom, then under the command of Charles Martel (739). [62]

Liutprand's successor Aistulf was even more aggressive. He conquered Ferrara and Ravenna, ending the Exarchate of Ravenna. Rome seemed his next victim. In 754, Pope Stephen II went to France to name Pippin the Younger, king of the Franks, as patricius romanorum, i.e. protector of Rome. In the August of that year the King and Pope together crossed back the Alps and defeated Aistulf at Pavia. When Pippin went back to St. Denis however, Aistulf did not keep his promises, and in 756 besieged Rome for 56 days. The Lombards returned north when they heard news of Pippin again moving to Italy. This time he agreed to give the Pope the promised territories, and the Papal States were born.

In 771 the new King of the Lombards, Desiderius, devised a plot to conquer Rome and seize Pope Stephen III during a feigned pilgrimage within its walls. His main ally was one Paulus Afiarta, chief of the Lombard party within the city. He conquered Rome in 772 but angered Charlemagne. However the plan failed, and Stephens' successor, Pope Hadrian I called Charlemagne against Desiderius, who was finally defeated in 773. [63] The Lombard Kingdom was no more, and now Rome entered into the orbit of a new, greater political institution.

Numerous remains from this period, along with a museum devoted to Medieval Rome, can be seen at Crypta Balbi in Rome.


Introduction to ancient Rome

Legend has it that Rome was founded in 753 B.C.E. by Romulus, its first king. In 509 B.C.E. Rome became a republic ruled by the Senate (wealthy landowners and elders) and the Roman people. During the 450 years of the republic Rome conquered the rest of Italy and then expanded into France, Spain, Turkey, North Africa and Greece.

Rome became very Greek influenced or “Hellenized,” and the city was filled with Greek architecture, literature, statues, wall-paintings, mosaics, pottery and glass. But with Greek culture came Greek gold, and generals and senators fought over this new wealth. The Republic collapsed in civil war and the Roman empire began.

In 31 B.C.E. Octavian, the adopted son of Julius Caesar, defeated Cleopatra and Mark Antony at Actium. This brought the last civil war of the republic to an end. Although it was hoped by many that the republic could be restored, it soon became clear that a new political system was forming: the emperor became the focus of the empire and its people. Although, in theory, Augustus (as Octavian became known) was only the first citizen and ruled by consent of the Senate, he was in fact the empire’s supreme authority. As emperor he could pass his powers to the heir he decreed and was a king in all but name.

The empire, as it could now be called, enjoyed unparalleled prosperity as the network of cities boomed, and goods, people and ideas moved freely by land and sea. Many of the masterpieces associated with Roman art, such as the mosaics and wall paintings of Pompeii, gold and silver tableware, and glass, including the Portland Vase, were created in this period. The empire ushered in an economic and social revolution that changed the face of the Roman world: service to the empire and the emperor, not just birth and social status, became the key to advancement.


Geçmiş [ düzenle | kaynağı düzenle ]

The Roman Kingdom [ edit | kaynağı düzenle ]

Rome grew from settlements around the River Tiber and was probably founded around 900 BC by members of the Latins and the Sabines. The Etruscans were later integrated into the city and set up a monarchy, which was later overthrown and the Roman Republic was created.

According to Roman Legend, Rome was founded in 753 BCE on the 21st April by two twins descended from the Trojan hero Aeneas, Romulus and Remus (Romulus's name supposedly inspiring the name Rome). When arguing over who would rule, Romulus killed his brother and became the first of seven kings of Rome over the Latins. Legend also says the Latins invited the Sabines to a feast and stole their women, which eventually led to the Sabines living in Rome as well. The last king, Lucius Tarquinius Superbus was overthrown in 510 BCE, leading to the Roman Republic.

The Roman Republic [ edit | kaynağı düzenle ]

#160Roman Republic was the era of classical Roman civilization beginning with the overthrow of the Roman Kingdom, traditionally dated to 509 BC, and ending in 27 BC with the establishment of the Roman Empire. It was during this period that Rome's control expanded from the city's immediate surroundings to hegemony over the entire Mediterranean world.

Roman society under the Republic was a cultural mix of Latin, Etruscan, and Greek elements, which is especially visible in the Roman Pantheon. Its political organisation was strongly influenced by the Greek city-states of Magna Graecia, with collective and annual magistracies, overseen by a Senate. The top magistrates were the two consuls, who had an extensive range of executive, legislative, judicial, military, and religious powers. Whilst there were elections each year, the Republic was not a democracy, but an oligarchy, as a small number of large families (called gentes) monopolized the main magistracies. Roman institutions underwent considerable changes throughout the Republic to adapt to the difficulties it faced, such as the creation of promagistracies to rule its conquered provinces or the composition of the Senate.

Unlike the Pax Romana of the Roman Empire, the Republic was in a state of quasi-perpetual war throughout its existence. Its first enemies were its Latin and Etruscan neighbours as well as the Gauls, who even sacked the city in 387 BC. The Republic nonetheless demonstrated extreme resilience and always managed to overcome its losses, however catastrophic. After the Gallic Sack, Rome indeed conquered the whole Italian peninsula in a century, which turned the Republic into a major power in the Mediterranean. The Republic's greatest enemy was doubtless Carthage, against which it waged three wars. The Punic general Hannibal famously invaded Italy by crossing the Alps and inflicted on Rome two devastating defeats at the Lake Trasimene and Cannae, but the Republic once again recovered and won the war thanks to Scipio Africanus at the Battle of Zama in 202 BC. With Carthage defeated, Rome became the dominant power of the ancient Mediterranean world. It then embarked in a long series of difficult conquests, after having notably defeated Philip V and Perseus of Macedon, Antiochus III of the Seleucid Empire, the Lusitanian Viriathis, the Numidian Jugurtha, the great Pontic king Mithridates VI, the Gaul Vercingetorix, and the Egyptian queen Cleopatra.

At home, the Republic similarly experienced a long streak of social and political crises, which ended in several violent civil wars. At first, the Conflict of the Orders opposed the patricians, the closed oligarchic elite, to the far more numerous plebs, who finally achieved political equality in several steps during the 4th century BC. Later, the vast conquests of the Republic disrupted its society, as the immense influx of slaves, they brought enriched the aristocracy but ruined the peasantry and urban workers. In order to solve this issue, several social reformers, known as the Populares, tried to pass agrarian laws, but the Gracchi brothers, Saturninus, or Clodius Pulcher were all murdered by their opponents, the Optimates, keepers of the traditional aristocratic order. Mass slavery also caused three Servile Wars the last of them was led by Spartacus, a skillful gladiator who ravaged Italy and left Rome powerless until his defeat in 71 BC. In this context, the last decades of the Republic were marked by the rise of great generals, who exploited their military conquests and the factional situation in Rome to gain control of the political system. Marius (between 105–86 BC), then Sulla (between 82–78 BC) dominated in turn the Republic both used extraordinary powers to purge their opponents. These multiple tensions lead to a series of civil wars the first between the two generals Julius Caesar and Pompey. Despite his victory and appointment as dictator for life, Caesar was murdered in 44 BC. Caesar's heir Octavian and lieutenant Mark Antony defeated Caesar's assassins Brutus and Cassius in 42 BC,but then turned against each other. The final defeat of Mark Antony and his ally Cleopatra at the Battle of Actium in 31 BC, and the Senate's grant of extraordinary powers to Octavian as Augustus in 27 BC – which effectively made him the first Roman emperor – thus ended the Republic.

The Roman Empire [ edit | kaynağı düzenle ]

#160Roma imparatorluğu was the post-Roman Republic period of the ancient Roman civilization. Ruled by emperors, it had large territorial holdings around the Mediterranean Sea in Europe, North Africa, the Middle East, and the Caucasus. From the constitutional reforms of Augustus to the military anarchy of the third century, the Empire was a principate ruled from Italy, the homeland of the Romans and metropole of the empire, [8][9]  with the city of Rome as capital (27 BC – 286 AD). The Roman Empire was then ruled by multiple emperors and divided in a Western Roman Empire, based in Milan and later Ravenna, and an Eastern Roman Empire, based in Nicomedia and later Constantinople. Rome remained the nominal capital of both parts until 476 AD when Odoacer deposed Romulus Augustus after capturing Ravenna and the Senate of Rome sent the imperial regalia to Constantinople (Byzantium in Ancient Greek). The fall of the Western Roman Empire to barbarian kings, along with with the Hellenization of the Eastern Roman Empire into the Byzantine Empire, is conventionally used to mark the end of Ancient Rome and the beginning of the Middle Ages.

The previous Republic, which had replaced Rome's monarchy in the 6th century BC, became severely destabilized in a series of civil wars and political conflict. In the mid-1st century BC Julius Caesar was appointed as perpetual dictator and then assassinated in 44 BC. Civil wars and proscriptions continued, culminating in the victory of Octavian, Caesar's adopted son, over Mark Antony and Cleopatra at the Battle of Actium in 31 BC. The following year Octavian conquered Ptolemaic Egypt, ending the Hellenistic period that had begun with the conquests of Alexander the Great of Macedon in the 4th century BC. Octavian's power was then unassailable and in 27 BC the Roman Senate formally granted him overarching power and the new title Augustus, effectively making him the first emperor.

The first two centuries of the Empire were a period of unprecedented stability and prosperity known as the Pax Romana ("Roman Peace"). It reached its greatest territorial expanse during the reign of Trajan (98–117 AD). A period of increasing trouble and decline began with the reign of Commodus. In the 3rd century, the Empire underwent a crisis that threatened its existence, but was reunified under Aurelian. In an effort to stabilize the Empire, Diocletian set up two different imperial courts in the Greek East and Latin West. Christians rose to power in the 4th century following the Edict of Milan in 313 and the Edict of Thessalonica in 380. Shortly after, the Migration Period involving large invasions by Germanic peoples and the Huns of Attila led to the decline of the Western Roman Empire. With the fall of Ravenna to the Germanic Herulians and the deposition of Romulus Augustulus in 476 AD by Odoacer, the Western Roman Empire finally collapsed and it was formally abolished by emperor Zeno in 480 AD. The Eastern Roman Empire, known in the post-Roman West as the Byzantine Empire, collapsed when Constantinople fell to the Ottoman Turks of Mehmed II in 1453.

Due to the Roman Empire's vast extent and long endurance, the institutions and culture of Rome had a profound and lasting influenceon the development of language, religion, architecture, philosophy, law, and forms of government in the territory it governed, particularly Europe. The Latin language of the Romans evolved into the Romance languages of the medieval and modern world, while Medieval Greek became the language of the Eastern Roman Empire. Its adoption of Christianity led to the formation of Christendomdudring the Middle Ages. Greek and Roman art had a profound impact on the late medieval Italian Renaissance, while Rome's republican institutions influenced the political development of later republics such as the United States and France. The corpus of Roman law has its descendants in many legal systems of the world today, such as the Napoleonic Code. Rome's architectural tradition served as the basis for Neoclassical architecture.


Period of Kings (625-510 BC)

The first period in Roman history is known as the Period of Kings, and it lasted from Rome’s founding until 510 BC. During this brief time Rome, led by no fewer than six kings, advanced both militaristically and economically with increases in physical boundaries, military might, and production and trade of goods including oil lamps. Politically, this period saw the early formation of the Roman constitution. The end of the Period of Kings came with the decline of Etruscan power, thus ushering in Rome’s Republican Period.


Ancient Rome 101

Spanning over a thousand years, ancient Rome was a civilization of constant evolution. This great empire flourished through innovation and incorporation of the diverse cultures they conquered, such as the adoption of Latin and gladiatorial combat. Learn about the rise and fall of this ancient civilization and how its influence still endures today.

Geography, Human Geography, Social Studies, Ancient Civilizations, World History

Media Credits

The audio, illustrations, photos, and videos are credited beneath the media asset, except for promotional images, which generally link to another page that contains the media credit. The Rights Holder for media is the person or group credited.

Web Yapımcısı

For information on user permissions, please read our Terms of Service. If you have questions about how to cite anything on our website in your project or classroom presentation, please contact your teacher. They will best know the preferred format. When you reach out to them, you will need the page title, URL, and the date you accessed the resource.

Medya

If a media asset is downloadable, a download button appears in the corner of the media viewer. If no button appears, you cannot download or save the media.

Text on this page is printable and can be used according to our Terms of Service.

Interactives

Any interactives on this page can only be played while you are visiting our website. You cannot download interactives.

Alakalı kaynaklar

Ancient Civilizations: Rome

Test your knowledge of ancient Rome with this fun Kahoot!

The Power of Latin in Ancient Rome

Students investigate how the geographic spread of an impactful human system&mdashlanguage&mdashinfluenced power in ancient Rome.

Teaching Idea: Ancient Rome

Use this idea and suggested resources to help you build a lesson or activity on ancient Rome.

Alakalı kaynaklar

Ancient Civilizations: Rome

Test your knowledge of ancient Rome with this fun Kahoot!

The Power of Latin in Ancient Rome

Students investigate how the geographic spread of an impactful human system&mdashlanguage&mdashinfluenced power in ancient Rome.

Teaching Idea: Ancient Rome

Use this idea and suggested resources to help you build a lesson or activity on ancient Rome.


Ancient Rome: Health and Medicine

Ancient Rome, just like Greece and Egypt before it, dedicated a huge amount of time to the study of medicine and health. Rather than focusing on cures, the Romans preferred to seek out new methods of disease prevention. However, this manifested itself as an emphasis on public health facilities as opposed to the development of medical theories, as was the case in Ancient Greece.

Although many of the discoveries made by the Romans were not necessarily considered pure medicine, the lack of hygiene that plagued Roman citizens meant any attempt at improving public health had a significant impact on society.

Despite the differences between the way the two civilisations approach medicine and health, the Romans sourced a lot of their information from the Ancient Greeks. This was aided by the relationship between the two having first come into contact around 500 BC, part of Greece had actually become a division of the roman Empire by 146 BC.

In fact, by 27 BC, the control of Greece and other lands around the Mediterranean was seized by the Romans. As such, many of their medical theories reflected the ideas of the Greeks, but reflected Rome’s more practical approach to research and development.

Instead, the Romans were concerned with directly improving quality of life of their empire, and this applied to all aspects of life. This was effectively summed up by Greek geographer Strabo, who claimed:

“The Greeks are famous for their cities and in this they aimed at beauty. The Romans excelled in those things which the Greeks took little interest in such as the building of roads, aqueducts and sewers.”

Cicero, the famous writer, mirrored this opinion:

“The Greeks held the geometer in the highest honour, and, to them, no-one came before mathematicians. But we Romans have established as the limit of this art, its usefulness in measuring and reckoning.”

During the early years of the Roman Empire there were no practicing medical professionals. Instead, the head of each household was given the responsibility of gaining enough knowledge of herbal cures to make it possible for them to treat illnesses and injuries at home.

Pliny, another Roman writer, reflected this in his description of Roman medicine:

“Unwashed wool supplies very many remedies… it is applied… with honey to old sores. Wounds it heals if dipped in wine or vinegar… yolks of eggs… are taken for dysentery with the ash of their shells, poppy juice and wine.”

Once the Roman Empire had expanded into Greek territory their attitude to medicine began to slowly change. Initially, many of its doctors were relocated to Italy, with some (as prisoners of war) purchased by wealthy Romans to work in their household. Eventually, some of these physicians were able to buy their own freedom and set up practices in Rome. However, many Romans were uncertain of their trustworthiness.

“There is no doubt that all these physicians in their hunt of popularity by means of some new idea, did not hesitate to buy it with our lives. Medicine changes everyday, and we are swept along on the puffs of the clever brains of the Greeks… as if thousands of people do not live without physicians - though not, of course, without medicine.”

Despite these concerns, many Greek physicians were actually supported by the Emperor, making them incredibly popular among the Roman public. In fact, Pliny wrote about how Thessalus, a popular physician, was more popular at the time than any of the famous actors or chariot riders.

On the other hand, there were still many Romans who invested more in ensuring their own fitness rather than on physicians and their cures, believing that those who were physically fit were more likely to be able to fight an illness.

The Romans as a civilisation also believed that improved public health systems would ensure their success Romans believed that illnesses were caused naturally and that unclean water and sewage could cause bad health. Public health services were developed to ensure the health of the wealthy and to secure the continued labour of the poorer classes. In fact, the Romans are considered by many to have been the first civilisation to introduced public health services that spanned the classes.

The belief of the Romans in the importance of hygiene resulted in many cities, forts and villas in Rome being built in what were considered the healthiest areas.

Scholar and writer Marcus Varro wrote:

“When building a house or farm… care should be taken where there are swaps in the neighbourhood, because certain tiny creatures which cannot be seen by the eyes breed there. These float through the air and enter the body by the mouth and nose and cause serious disease.”

Of course, the health of Rome’s legions was also considered a top priority as the empire’s reign was linked to their success. In fact, a huge amount of emphasis was placed on legionnaires having access to clean water and they were encouraged to keep fit, while officers were told to camp away from swamps so they would only drink clean water. Additionally, it was believed that they could pick up diseases if they stayed in the same place for too long, so legions were regularly moved.

Cities, forts and towns were built as close to fresh springs as possible, though water was transported in when these places began to grow. The water supply in Rome was particularly important as it was the capital city, and it had its own Water Commissioner - Julius Frontinus - appointed in 97 AD. The city grew so large the an estimated 1,000 million litres of water were transported to Rome each day.

Public baths were another important place for the Roman public, who put great emphasis on personal hygiene. Similarly, toilets were round in many Roman houses, as well as on the streets, so they were able to be used by all classes. In fact, by 315 AD it is believed that Rome had 144 public toilets that were all flushed by clean running water. Toilets were also located within forts and, thanks to the development of sewers, were served by an effective drainage system.

According to Pliny, many Romans believed sewer systems were the Romans biggest achievement. The sewers were designed so seven rivers would flow through them and flush away any sewage. This made it possible for the cities and it’s important facilities to stay hygienic.

Ostia Toilets

Cities, villas and forts in Rome were built in healthy places, as the Romans knew the difference between a good place to build and less suitable places.

Marcus Varro, a scholar and writer, describes this process:

" When building a house or farm special care should be taken to place it at the foot of a wooded hill where it is exposed to health-giving winds. Care should be taken where there are swamps in the neighbourhood, because certain tiny creatures which cannot be seen by the eyes breed there. These float through the air and enter the body by the mouth and nose and cause serious disease. "

Columella, another Roman, describes the agricultural perspective:

" There should be no marshes near buildings, for marshes give off poisonous vapours during the hot period of the summer. At this time, they give birth to animals with mischief-making stings which fly at us in thick swarms. "

The health of Rome’s legions was naturally considered very important as without them, the Roman Empire would fall. A lot of emphasis was placed on legionnaires having access to clean water and keeping fit , while officers were discouraged from camping near swamps so they would not drink the fetid water. They were also moved around regularly as it was feared they may pick up the existing diseases if they stayed in the same place for too long.

The Romans valued clean water very much, writes the architect Vitruvius:

“ We must take great care in searching for springs and, in selecting them, keeping in mind the health of the people.”

Cities, towns and forts were all built near fresh springs. Though when these grew, water needed to be brought in from further away. Naturally, as the population grew, the need for clean water did too. As the empire’s capital city, Rome had to have a water supply that would make a good impression. This was designed by Julius Frontinus who was appointed the Water Commissioner in 97 AD. An estimated 1,000 million litres of water a day was carried into Rome.

Personal hygiene was also a constant issue in the Romans lifestyle, which placed an important factor onto the public baths.

There were also toilets in Roman houses and on streets - something which was also a part of other civilisations but were designed to show wealth. By 315 AD Rome was said to have had 144 public toilets all flushed clean by running water. All forts had toilets, and to complement them an effective drainage system was needed. According to the Roman writer Pliny, many Romans believed that Rome sewers were the city’s biggest achievement.

Seven rivers were designed to flow through the city’s sewers and flush any sewage out. Military hospitals also had a focus on hygiene importance, as the Romans believed injured soldiers would recover quicker in a clean environment.


Antik Roma

The Romans lived in a wide variety of homes depending on whether they were wealthy or poor. The poor lived in cramped apartments in the cities or in small shacks in the country. The rich lived in private homes in the city or large villas in the country.

Most people in the cities of Ancient Rome lived in apartments called insulae. The wealthy lived in single family homes called ev of various sizes depending on how rich they were.

The vast majority of the people living in Roman cities lived in cramped apartment buildings called insulae. Insulae were generally three to five stories high and housed from 30 to 50 people. The individual apartments usually consisted of two small rooms.

The bottom floor of the insulae often housed shops and stores that opened out to the streets. The larger apartments were also near the bottom with the smallest at the top. Many insulae were not constructed very well. They could be dangerous places if they caught fire and sometimes even collapsed.

The wealthy elite lived in large single family homes called domus. These homes were much nicer than the insulae. Most Roman houses had similar features and rooms. There was an entryway that led to the main area of the house called the atrium. Other rooms such as bedrooms, dining room, and kitchen might be off to the sides of the atrium. Beyond the atrium was the office. In the back of the home was often an open garden.

  • Vestibulum - A grand entrance hall to the house. On either side of the entrance hall might be rooms that housed small shops opening out to the street.
  • Atrium - An open room where guests were greeted. The atrium typically had an open roof and a small pool that was used to collect water.
  • Tablinum - The office or living room for the man of the house.
  • Triclinium - The dining room. This was often the most impressive and decorated room of the house in order to impress guests that were dining over.
  • Cubiculum - The bedroom.
  • Culina - The kitchen.

While the poor and the slaves lived in small shacks or cottages in the countryside, the wealthy lived in large expansive homes called villas.

The Roman villa of a wealthy Roman family was often much larger and more comfortable than their city home. They had multiple rooms including servants' quarters, courtyards, baths, pools, storage rooms, exercise rooms, and gardens. They also had modern comforts such as indoor plumbing and heated floors.


Videoyu izle: Roma İmparatorluğu - Sesli Kitap