Antik/ortaçağ ordularının yürüyecekleri müzik/şarkılar var mıydı?

Antik/ortaçağ ordularının yürüyecekleri müzik/şarkılar var mıydı?

Savaşlar sırasında veya savaşlara girerken orduların (Spartalı veya Doğu Avrupa orduları gibi) yürüyecekleri müzik/şarkılar var mıydı?


Historynet'in makalesi olarak Savaş Müziği notlar,

Müzik, tarihin başlangıcından beri savaşın ve askerin hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur.… Müziğin savaştaki işlevi her zaman iki yönlü olmuştur: bir iletişim aracı ve psikolojik bir silah olarak.

Küçük Asya'da, M.L.West, Antik Yunan Müziği'nde Herodot'tan bahseder.

Alyattes'i anlatıyor Lidya ordusu rengarenk sesine [Milet'e karşı] yürüyen auloi, panpipes ve arp.

Yunanlılar söz konusu olduğunda, bundan bahseden birkaç kaynak var. Anne Margaret Wright Şehir Devletleriyunan müziğinin kulağa nasıl geldiğini tam olarak bilmediğimizi belirterek şöyle diyor:

Yunanlılar birçok farklı türde şarkı söylediler. Kimisi evde, kimisi sahnede, kimisi savaşa giderken söylendi… Şarkılara yaylı veya nefesli çalgılar eşlik etti

M. L. West daha fazla ayrıntı verir:

şarkıformülden biraz daha fazlasını içeren kısa bir ciddiyetten herhangi bir şey olabilir. Yani Paian, yani Paian, hep bir ağızdan, uzun ve ayrıntılı bir şarkıya söylendi… askerler veya denizciler tarafından sık sık söylenirdi ister savaşa girerken, ister savaş sırasında, ister zaferle geri dönerken olsun, yücelme anlarında.

Ayrıca eski kaynaklardan birkaç örnek veriyor:

Yedinci yüzyılın Korint vazo ressamları, savaşa katılan savaşçılara eşlik eden bir kavalcıyı gösteriyorve beşinci yüzyılda ve sonrasında birçok yazar bunu Sparta ordusunun düzenli kullanımı olarak onaylar. Thucydides anlatır Spartalılar, birçok kavalcının müziği eşliğinde 'yavaşça savaşa' ilerliyorlar., yerleşik gelenekleri gibi, dini nedenlerle değil, ancak yaklaşımları eşit ve ritmik olmalı ve öne çıktıkça büyük güçlerle olma eğiliminde olduğu gibi çizgileri kırılmamalıdır'

Chigi vazo c650-640 BC'den flüt çalarla savaşta hoplitler

West ayrıca Plutarkhos'tan alıntı yapar:

Savaş hattı hazır olduğunda, düşman gözü önündeyken kral, dadı keçiyi keser, herkese çelenk takmalarını söyler ve kavalcılara Castor ezgisini üflemelerini söylerken, o önderlik ederdi. yürüyen paean. Onları, hatlarında hiçbir bölünme ve ruhlarında hiçbir rahatsızlık olmadan boruya zamanında adım atarken görmek ciddi ve ürkütücü bir manzaraydı. Müziği sakince ve neşeyle takip ederek ölümcül tehlikeye.

Not: Buradaki 'kral', geleneksel olarak Sparta ordusunu savaşa götüren Sparta krallarından birini ifade eder. Ancak kral olmayan başka komutanlar da vardı (örneğin Lysander, Brasidas).

Müziğin tanımını genişletecek olursak, ilahi söylemek uzun zamandan beri düşmana moral verme ve/veya korku salma aracı olmuştur ve Yunanlılar da bunu kullanmıştır. Peloponez Savaşı sırasında bir keresinde (MÖ 413), amaçlanan etkiye tam olarak sahip olmadı:

… küçük bir Argive birliği, Atinalıların Syracuse'a göndermeye karar verdikleri takviye birliklerine katıldı; burada, onların en büyük katkısı, Atinalıların normalde düşmanlarından duydukları Dorian savaş ilahisini kullanarak Atinalıları paniğe sürüklemek gibi görünüyor.

Kaynak: R.A.Tomlinson, Argos and the Argolid

Başka bir yerde, Historynet notları

Roma'nın Kelt düşmanları… yüzyıllar boyunca kendi birlikleriyle savaşa girdiler - ve daha sonra yürüdüler - kornalar, davullar ve gaydalar.

Benzer şekilde, makale Keltler ve Romalılar Zamanından Rönesans'a Süvari Trompet ve Kettledrum Uygulaması bunu gözlemler

… NS Britanyalılar… askeri saldırılarına başladı korna ve boru üflemeleri eşliğinde şarkılar ve sağır edici ulumalarla düşmanla alay etmek.

MÖ 60 ile 30 yılları arasında yazan Diodurus Siculus, Galyalıların tuhaf karnyksini şöyle tarif eder: "Boruları tuhaf bir yapıya sahiptir ve barbarların kullandığı türdendir, çünkü üflendikleri zaman, trompetlerin gürültüsüne uygun, sert bir ses çıkarırlar. savaş'." Metin ve resim kaynağı: Carnyx: Eski Bir Savaş Trompet

Müzik aletleri Roma ordularında yaygındı, ancak her zaman yürüyüş yapmak ve hatta müzik yapmak için kullanılmadı. Roma Askeri Pirinç Enstrümanlar hakkındaki bu makalenin belirttiği gibi, müzik aletleri iletişim için düzenli olarak kullanıldı (diğer zamanlarda diğer ordularda olduğu gibi):

Askeri müzisyenler Roma ordusu astsubayların en üst rütbesi olan kıdemli yüzbaşılardı ve müzik aletlerinin askeri iletişimde oynadığı önemli rolü gösteriyordu. Trompet, cornu ve buccina alarmı çalmak, savaş sırasında saldırı, geri çekilme ve düzen değişikliklerini bildirmek, nöbet değişikliklerini bildirmek ve yürüyüş sırasında askerlere eşlik etmek için çalındı.

Romalılar için savaş çığlıkları yaygındı, ancak yalnızca belirli zamanlarda:

Tüm Antik Çağ halkları gibi, Roma askerleri savaş çığlıkları attı düşmanı korkutmak, güç ve şevk göstermek ve bireysel ve toplu kararlılığı artırmak, ancak disiplin ve taktik uyum talepleri, kendilerini kısıtlamalarını gerektiriyordu… savaş çığlıklarına ancak düşmanla yakın mesafeden çarpışmadan hemen önce veya hemen sonra izin verildi… Bu uygulama Prensip sırasında belgelenmiştir… Geç Antik Çağ'da, taktik incelemeler benzer prosedürleri önermeye devam etmektedir.

Görünüşe göre Romalılar düşmanlarından da öğrenmişler:

4. yüzyılda CE, Roma piyadeleri bir savaş çığlığı olan barritus'u tercih etti Germen kökenli, görünüşe göre Ren'in doğusundaki auxilia palatina arasında yaygın olan bir savaş geleneğinden taklit edildi. Alçak bir mırıltı olarak başladı ve kademeli olarak yüksek bir kükremeye dönüştü.

Orta çağa dönersek, ortaçağın ilk yarısında musiki savaş alanında pek kullanılmamış gibi görünüyor. Ancak Haçlılar, Sarazenlerle karşılaşmalarından sonra bunu değiştireceklerdi. Başvurarak 1191 yılında Sarazenler, NS Seyahat Rehberi Regis Ricardi diyor:

Görevleri gereği bazı amiralleri önlerine geldiler. zurnalar ve trompet; bazılarının boynuzları, bazılarının boruları ve tınıları, gongları, zilleri ve diğer enstrümanları vardı, korkunç bir gürültü ve gürültü çıkarıyor. Yer, gürültülü ve uyumsuz seslerden titreşiyordu, öyle ki, boruların ve boruların gürültülü gürültüsü arasında gök gürültüsünün sesi duyulmuyordu. Bunu ruhlarını ve cesaretlerini heyecanlandırmak için yaptılar, çünkü yaygara ne kadar şiddetli olursa, mücadele için o kadar cesur oldular.

Bunu yanlış bir şekilde Vinsauf'lu Geoffrey'e bağlayan Askeri müzikten alıntı.

'Korkunç bir gürültü ve gürültünün' müzik olarak nitelendirilmediği iddia edilebilir, ancak Haçlılar bunun etkinliğini fark ettiler ve bu fikri ortaçağ Avrupa'sına tanıttılar:

Bartholomaeus Anglicus'un 13. yüzyılda ifade ettiği gibi, Sarazenlerin askeri bandoları hem uzaktaki oluşumlara anında iletmek için bir araç hem de bir korku ve kavga silahı olarak kullanmalarından etkilenmişti. Hıristiyan şövalyeleri kısa sürede onları taklit etti. Uyarlanan Saracen enstrümanları arasında şunlar vardı: anafil, düz, valfsiz bir trompet; tabor, bazen kapanan küçük bir davul; ve thenaker, küçük, yuvarlak bir su ısıtıcısı, genellikle çiftler halinde dağıtılır.

Dornach Savaşı (1499), çağdaş bir gravür parçası. Sol taraftaki nefesli çalgıya dikkat edin.

Romalılarda olduğu gibi, ortaçağda müzik aletlerinin sadece yürüyüşle ilgili olarak kullanıldığını varsaymaktan kaçınılmalıdır. Örneğin,

Avrupa askeri davulları, düşmanın moralini bozmaktan, müzakereler kurmaktan, iki savaşan taraf arasındaki iletişime, saflar arasındaki askeri iletişime, tatbikatlara, askeri törenlere ve onur müziğine kadar birçok şekilde kullanıldı.

Müzik aletlerinin ortaya çıkışıyla bile, ortaçağ Avrupa'sında savaş çığlıkları veya ilahiler yaygın olarak kullanılmaya devam etti. Örnekler şunları içerir:

Macarların 'Hui hui'si. Savaş çığlıkları genellikle azizlere yapılırdı - İngiliz 'Aziz George', Fransız 'Aziz Denis'.

Kaynak: The Routledge Companion to Medieval Warfare, J.Bradbury (ed.)


Zamanda daha geriye gitmek

trompet Erken uygulamaları

Erken uygarlığın askeri kültürü, savaş yapmak amacıyla araçlar kullandı. Antik trompet tipi cihazların örnekleri, Eski Mısırlılar, Asurlular, İsrailliler, Yunanlılar, Etrüskler, Romalılar, Cermen Kabileleri, Keltler ve ayrıca Asya kültürleri de dahil olmak üzere hemen hemen her kültürde belgelenmiştir. Bu araçlar, askeri sinyalizasyon cihazları olarak dini tören işlevleri için kullanıldı. (Edward Tarr, The Trompet (Portland: Amadeus Press, 1988) s. 20)


Savaş narası

A Savaş narası genellikle aynı savaşçı grubun üyeleri tarafından savaşta alınan bir bağırma veya ilahidir. Savaş çığlıkları, genellikle vatansever veya dini duyguları uyandırmayı amaçlasalar da (örneğin, "Eulaliaaaa!", "Alala"..) Amaçları, kişinin kendi tarafında saldırganlık ve esprit de corps uyandırmanın ve düşman tarafta gözdağı vermenin bir birleşimidir. Savaş çığlıkları, ideal olarak kişinin kendi saldırgan potansiyelini düşmanın yüzleşmekten tamamen kaçınmayı ve kaçmayı tercih ettiği bir noktaya kadar abartarak rekabet avantajı sağlamayı amaçlayan evrensel bir gösterme davranışı biçimidir (yani tehdit gösterimi). Bir kişinin saldırganlık potansiyelini abartmak için, savaş çığlıklarının mümkün olduğu kadar yüksek olması gerekir ve tarihsel olarak genellikle korna, davul, deniz kabuğu, karnaval, gayda, borazan vb. gibi akustik cihazlarla güçlendirilir (ayrıca dövüş müziğine bakınız). .

Savaş çığlıkları, fiziksel şiddetin artmasından önceki "ısınma" aşamasında gerçekleştirilen savaş dansları ve alay hareketi gibi insan saldırganlığının diğer davranış kalıplarıyla yakından ilişkilidir. Orta Çağ'dan itibaren, standartlarda birçok çığlık belirdi ve slogan olarak kabul edildi, bir örnek İngiliz krallarının "Dieu et mon droit" ("Tanrı ve benim hakkım") sloganıdır. Bunun Crécy Savaşı sırasında Edward III'ün toplanma çığlığı olduğu söylenir. "Slogan" kelimesi aslen sluagh-gairm veya sluagh-ghairm (sümüklü böcek = "insanlar", "ordu" ve gairm = "çağrı", "bildiri"), İskoç Galcesinde "toplanma çığlığı" ve savaş zamanlarında "savaş çığlığı" anlamına gelir. Galce kelimesi İngilizce'ye şu şekilde ödünç alındı: sümüklüböcek, tembel, "slogum" ve slogan.


İçindekiler

NS büyük zafer Düzenlemek

Cumhuriyetçi Roma'da, gerçekten istisnai askeri başarı, Roma'yı birbirine bağlayan mümkün olan en yüksek onurları hak ediyordu. büyük zafer ("zafer adamı", daha sonra bir muzaffer) Roma'nın efsanevi ve yarı efsanevi geçmişine. Aslında, general "bir günlüğüne kral" olmaya yakındı ve muhtemelen tanrısallığa yakındı. Geleneksel olarak hem antik Roma monarşisi hem de heykelle ilişkilendirilen regalia giydi. Jüpiter Capitolinus: mor ve altın "toga picta", defne tacı, kırmızı çizmeler ve yine muhtemelen Roma'nın yüce tanrısının kırmızı boyalı yüzü. Dört atlı bir arabada, akranlarının ve alkışlayan bir kalabalığın bakışları altında, geçit töreninde, Capitoline Jüpiter'in tapınağına çekildi. Zaferinin ganimetleri ve tutsakları, ordularının arkasından gitmesine öncülük etti. Capitoline tapınağında bir kez Jüpiter'e iki beyaz öküz kurban etti ve zaferinin simgelerini Jüpiter'in ayaklarına koydu, zaferini Roma Senatosu, insanlar ve tanrılara adadı. [1]

Zaferler, Roma takviminde belirli bir güne, mevsime veya dini bayrama bağlı değildi. Çoğu, mümkün olan en erken fırsatta, muhtemelen bu vesileyle uğurlu sayılan günlerde kutlanmış gibi görünüyor. Gelenek, bir zafer süresince her tapınağın açık olmasını gerektiriyordu. Tören böylece bir bakıma tüm Roma tanrıları topluluğu tarafından paylaşıldı, ancak belirli festivaller ve yıldönümleri ile örtüşmeler kaçınılmazdı. Bazıları tesadüf olabilir, bazıları tasarlanmış olabilir. Örneğin 1 Mart, festival ve ölür natalis Savaş tanrısı Mars'ın tarihi, Publicola'nın ilk zaferinin (MÖ 504), diğer altı Cumhuriyetçi zaferinin ve Romulus'un ilk Roma zaferinin geleneksel yıldönümüydü. [3] Pompey üçüncü ve en görkemli zaferini kendi zaferiyle örtüşmesi için birkaç ay erteledi. ölür natalis (doğum günü). [4] [5]

Dini boyutlar bir yana, zaferin odak noktası generalin kendisiydi. Tören, onu – geçici de olsa – her ölümlü Romalının üzerinde yükseltti. Bu çok az kişiye verilmiş bir fırsattı. Scipio Africanus zamanından beri, muzaffer general (en azından Principate dönemindeki tarihçiler için) İskender ve tüm insanlığın yararı için özverili bir şekilde çalışan yarı tanrı Herkül ile bağlantılıydı. [6] [7] [8] Görkemli zafer arabası, olası kıskançlığa karşı tılsımlarla donatılmıştı (Hindistan) ve izleyicilerin kötülüğü. [9] [10] Bazı anlatılarda, bir refakatçi ya da kamu kölesi zaman zaman ona kendi ölümlülüğünü hatırlatırdı (a hatıra mori). [11]

Alayı Düzenle

Roma'nın en eski "zaferleri" muhtemelen basit zafer geçitleriydi, muzaffer bir generalin ve ordusunun şehre dönüşünü, zaferinin meyvelerini kutladı ve tanrılara bir tür adanma ile sona erdi. Bu muhtemelen, kralın Roma'nın en yüksek sulh hakimi ve savaş lideri olarak işlev gördüğü Roma'nın krallık döneminin en eski efsanevi ve daha sonraki yarı efsanevi zaferleri için böyledir. Roma'nın nüfusu, gücü, etkisi ve toprakları arttıkça, zafer alaylarının ölçeği, uzunluğu, çeşitliliği ve savurganlığı da arttı.

alayı (pompa) muhtemelen ilk ışıktan çok önce Campus Martius'un (Mars Tarlası) açık alanında toplandı. Oradan, tüm öngörülemeyen gecikmeler ve kazalar bir yana, en iyi ihtimalle yavaş bir yürüyüş temposunu başarabilirdi, Capitoline tapınağının son varış noktasına, 4 km'den (2,48 mil) biraz daha kısa bir mesafeye giderken çeşitli planlanmış duraklarla noktalanırdı. Zafer alayları herkesin bildiği gibi uzun ve yavaştı [12] en uzunu iki veya üç gün sürebilir ve muhtemelen daha uzun sürebilir ve bazıları yolun kendisinden daha uzun olabilir. [13]

Bazı eski ve modern kaynaklar oldukça standart bir tören düzeni önerir. Önce esir liderler, müttefikler ve askerler (ve bazen aileleri) genellikle zincire vurulmuş olarak geldi, bazıları idama veya daha fazla teşhire mahkum edildi. Ele geçirilen silahları, zırhları, altınları, gümüşleri, heykelleri ve meraklı ya da egzotik hazineleri, savaşın önemli yerlerini ve bölümlerini tasvir eden tablolar, tablolar ve modeller ile birlikte arkalarında taşınıyordu. Sırada, yaya olarak Roma'nın senatörleri ve yargıçları, ardından kırmızı savaş cüppeleri içindeki generalin lictorları, yüzleri defne ile çelenk, ardından general dört atlı arabasında geldi. Bir refakatçi veya bir kamu kölesi, arabayı onunla veya bazı durumlarda en küçük çocuklarıyla paylaşabilir. Subayları ve büyük oğulları yakınlarda ata bindiler. Silahsız askerleri, togas ve defne taçlarıyla "io zafer!" ve generallerinin pahasına müstehcen şarkılar söylemek. Alayın bir yerinde, çelenklerle süslü ve yaldızlı boynuzlu iki kusursuz beyaz öküz Jüpiter'e kurban edilmek üzere götürüldü. Bütün bunlar müzik, tütsü bulutları ve serpiştirilmiş çiçekler eşliğinde yapıldı. [14]

Alayın altyapısı ve yönetimi hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmiyor. Kuşkusuz muazzam maliyeti kısmen devlet tarafından karşılandı, ancak çoğunlukla, çoğu eski kaynağın ayrıntılı olarak üzerinde durduğu ve pek olası olmayan üstünlükler olan generalin ganimetiyle karşılandı. Bir kez elden çıkarıldığında, bu taşınabilir servet, Octavianus'un Mısır'a karşı kazandığı zaferin getirdiği miktar, Roma ekonomisine devasa meblağlar enjekte etti ve faiz oranlarında bir düşüşe ve arazi fiyatlarında keskin bir artışa neden oldu. [15] Hiçbir antik kaynak, alayın lojistiğinden bahsetmez: askerlerin ve tutsakların birkaç günlük bir tören alayı içinde nerede uyuyup yemek yiyebilecekleri ya da bu birkaç binden fazla seyircinin son tören için nerede konuşlandırılabileceği. Capitoline tapınağı. [16]

Rota Düzenle

Aşağıdaki şema, "bazıları veya çoğu" zaferlerin izlediği rota içindir ve standart modern rekonstrüksiyonlara dayanmaktadır. [17] Herhangi bir orijinal veya geleneksel rota, şehrin birçok yeniden yapılanması ve yeniden inşası ile veya bazen seçimle bir dereceye kadar saptırılabilirdi. Başlangıç ​​yeri (Campus Martius) şehrin kutsal sınırlarının dışında yer alır.pomeryum), Tiber'in doğu yakasını çevreleyen. Alayı şehre bir geçitle girdi. Zafer Kapısı (Zafer Kapısı), [18] ve pomeryumgeneralin emrini senatoya ve sulh hakimlerine teslim ettiği yer. Capitoline Tepesi'nin güney eteğini ve çevreyi saran Circus Flaminius bölgesi boyunca devam etti. Velabrum, boyunca bir Zafer Yoluyla (Zafer Yolu) [19] Maksimus Sirki, belki de Tullianum'da idam edilecek mahkumları bırakmak. [20] Sacra üzerinden sonra Forum. Sonunda Capitoline Tepesi'nden Jüpiter Capitolinus Tapınağı'na çıktı. Fedakarlık ve adaklar tamamlandıktan sonra, tören alayı ve seyirciler zafer kazanan generalin sponsorluğunda düzenlenen ziyafetlere, oyunlara ve diğer eğlencelere dağıldılar.

Ziyafetler, oyunlar ve eğlenceler Düzenle

Zaferlerin çoğunda general, tören sonrası ziyafetleri ganimetteki payından finanse etti. İnsanlar için ziyafetler vardı ve seçkinler için ayrı, çok daha zengin ziyafetler gecenin çoğunda devam etti. Dionysos, Romulus'un zaferine mümkün olan en ilkel "ziyafet"i vererek zamanının gösterişli zafer ziyafetlerine bir tezat sunar - sıradan Romalılar yemek masalarını "hoş geldin evi" olarak kurarlar ve geri dönen birlikler yürürken bira ve ısırık alırlar. . Aynı çizgide ilk Cumhuriyetçi zafer şölenini yeniden yaratıyor. [21] Varro, teyzesinin Caecilius Metellus'un MÖ 71'deki zaferi için 5.000 ardıç kuşu sağlayarak 20.000 sesterce kazandığını iddia ediyor. [22]

Bazı zaferler, generalin bir tanrı ya da tanrıçaya olan, savaştan önce ya da savaşın harareti sırasında, zaferi sağlamadaki yardımları karşılığında yaptığı yeminin yerine getirilmesi olarak ludi'yi içeriyordu. [23] Cumhuriyet'te, muzaffer general tarafından ödendiler. Marcus Fulvius Nobilior yemin etti kız Aetolian Ligi'ne karşı zafer karşılığında ve zaferinde on günlük oyunların bedelini ödedi.

Anma Düzenle

Çoğu Romalı asla bir zafer görmezdi, ancak sembolizmi Roma hayal gücüne ve maddi kültürüne nüfuz etti. Muzaffer generaller, imparatorluk çapında muzaffer ünlerini ve cömertliklerini yaymak için yüksek değerli madeni paralar bastı ve dağıttı. Pompey'in üç zaferiyle ilgili sorunları tipik. Biri, yanında Afrika'yı temsil eden bir kafayı çevreleyen defne çelenkli bir bordüre sahip bir aureus (altın sikke), Pompey'in "Magnus" ("Büyük") unvanı, asa ve sürahi onun kehanetinin sembolleri. Tersi, onu Victory'nin eşlik ettiği bir zafer arabasında prokonsül olarak tanımlar. Muzaffer bir dinar (gümüş sikke), elindeki üç ganimet ganimeti, asası ve sürahisi ile gösterir. Bir diğeri, "dünya fethini" simgeleyen zafer çelenkleriyle çevrili bir küre ve zaferinin Roma'nın tahıl arzını koruduğunu göstermek için bir başak gösteriyor. [24]

Cumhuriyet geleneğinde, bir generalin zafer cübbesini yalnızca bundan sonraki zafer gününde giymesi beklenirdi, bunlar muhtemelen ailesinin evinin avlusunda sergilenirdi. Soylulardan biri olarak, bir dizi aktörün, atalarının maskelerini takarak sedyesinin arkasında yürüdüğü belirli bir tür cenaze törenine hakkı vardı, başka bir aktör, cenaze maskesini takarak generalin kendisini ve hayattaki en yüksek başarısını temsil etti. defne ve toga picta. [25] Pompey'e Sirkte zafer çelengi takma ayrıcalığı verildiğinden derinden şüphelenilen herhangi bir şey vardı, ancak o düşmanca bir karşılama ile karşılaştı. [26] Julius Caesar'ın "nerede ve ne zaman" zafer kıyafetini giyme eğilimi, bazılarına göre cinayetini haklı çıkaran birçok monarşik niyet işaretinden biri olarak kabul edildi. İmparatorluk döneminde, imparatorlar, yüksek rütbelerini ve makamlarını belirtmek ve kendilerini Roma tanrıları ve İmparatorluk düzeniyle özdeşleştirmek için bu tür regalia giyerlerdi - İmparatorluk kültünün merkezi bir özelliği.

Anıtsal bayındırlık işlerinin inşası ve adanması, zaferi anmak için yerel, kalıcı fırsatlar sundu. MÖ 55'te Pompey, Roma'nın ganimetlerinden finanse edilen Roma halkına bir hediye olarak Roma'nın ilk taştan yapılmış Tiyatrosu'nu açtı. Galerisi ve sütunları sergi alanı olarak ikiye katlandı ve muhtemelen çeşitli zaferlerinde taşınan heykelleri, resimleri ve diğer kupaları içeriyordu. [27] Bir yıl önce Pompey'in koruyucu tanrıçası Venus Victrix'in ("Muzaffer Venüs") yeni bir tapınağını içeriyordu, Pompey onun zafer defneleriyle taçlandırılmış olduğunu gösteren bir madeni para basmıştı. [28] Julius Caesar, Venüs'ün hem koruyucu hem de ilahi ata olduğunu iddia etti, ona yeni bir tapınak finanse etti ve MÖ 46'daki dörtlü zaferi sırasında onu adadı. Böylece koruyucu tanrıçasını ve varsayılan atasını zafer yıldönümüne ördü.

Sezar'ın varisi ve Roma'nın ilk imparatoru Augustus, Yunan kıyılarında Actium'da, Antonius ve Mısır'a karşı yaptığı kesin deniz savaşı sahnesine bakan, ele geçirilmiş Mısır savaş gemilerinin deniz duvarından çıkıntı yapan bronz gagalarını gören devasa bir zafer anıtı inşa etti. İmparatorluk ikonografisi, Roma'nın sanal bir monarşi (prensip) olarak yeniden keşfedilmesiyle başlayarak, İmparatorları giderek tanrılarla özdeşleştirdi. Titus kemerindeki (Domitian tarafından inşa edilmiş) heykelli paneller, Kudüs'ün kuşatılmasından sonra Titus ve Vespasian'ın Yahudilere karşı ortak zaferini kutlar; Kolezyum. Başka bir panel, tanrılaştırılmış Titus'un cenazesini ve tanrılaştırılmasını gösterir. Bundan önce, senato aynı zaferi veya zaferi kutlamak veya anmak için Titus'a Circus Maximus'ta üçlü kemer oyu verdi. [29]

Cumhuriyet geleneğinde, yalnızca Senato bir zafer bahşederdi. Zafer isteyen bir general talebini gönderir ve Senato'ya rapor ederdi. Resmi olarak, bu ve diğer bazı koşullar karşılanırsa - ve bunlar zaman zaman ve durumdan duruma değişmiş gibi görünüyorsa - devletin tören için ödediği olağanüstü askeri liyakat için zaferler verildi veya Senato resmi geçit töreni için ödeme yapacaktı. , en azından. Çoğu Romalı tarihçi, sonucu açık bir Senatör tartışmasına ve oylamasına dayandırır, yasallığı halk meclislerinden biri senato tarafından onaylanır ve halk böylece devletin kasasını kontrol eder ve generallerini ödüllendirir veya dizginler. Bazı zaferler, en az tartışmayla, açıkça verilmiş gibi görünüyor. Bazıları geri çevrildi, ancak generalin senato üzerinden halka doğrudan hitap etmesi ve masrafları kendisine ait olmak üzere halka açık oyunlar vaadiyle yine de ilerlemeye devam etti. Diğerleri ise ancak sonu gelmez çekişmelerden sonra bloke edildi veya kabul edildi. Senatörler ve generaller aynı şekilde politikacılardı ve Roma siyaseti rekabetleri, değişen ittifakları, arka oda anlaşmaları ve aleni kamu rüşvetiyle ünlüydü. [30] Senato'nun tartışmaları muhtemelen zafer geleneğine, emsallere ve daha az açık ama daha endişeli bir şekilde uygunluğa bağlı olacaktı, generalin siyasi ve askeri güçlerinin ve popülaritesinin kapsamına ve daha fazlasını desteklemenin veya engellemenin olası sonuçlarına bağlı olacaktı. kariyer. Senato'nun kararlarını verirken önceden belirlenmiş bir dizi "zafer kanunu" uyguladığına dair kesin bir kanıt yoktur,[31] [32] Valerius Maximus bir zaferin ancak en az 5.000 kişiyi öldüren muzaffer bir generale verilebileceğini iddia etse de tek bir savaşta düşmanın [33]

Prenslik döneminde zaferler, emperyal otoritenin ve meşruiyetin tezahürleri olarak daha politize hale geldi.

Alkış Düzenle

Bir generale Ovation olarak bilinen "daha az zafer" verilebilir. Şehre yaya olarak girdi, askerlerini eksi olarak, sulh hakiminin togasında ve Venüs'ün mersin çelenkini giydi. MÖ 211'de Senato, Marcus Marcellus'un Kartacalılar ve onların Sicilya-Yunan müttefiklerine karşı kazandığı zaferden sonra zafer talebini, görünüşe göre ordusu hâlâ Sicilya'da olduğu ve ona katılamadığı için geri çevirdi. Bunun yerine ona bir şükran ve alkış sundular. Ondan önceki gün, Alban Dağı'nda gayri resmi bir zaferi kutladı. Onun alkışları zafer derecesindeydi. İçinde Syracuse kuşatmasını, kuşatma makinelerini, ele geçirilen levha, altın, gümüş ve kraliyet süslerini ve Syracuse'un ünlü olduğu heykel ve gösterişli mobilyaları gösteren büyük bir tablo vardı. Alayı sekiz fil yönetti, Kartacalılara karşı kazandığı zaferin sembolleri. İspanyol ve Siraküzalı müttefikleri, kendilerine Roma vatandaşlığı ve Sicilya'da topraklar verilen altın çelenkler takarak öncülük ettiler. [34]

MÖ 71'de Crassus, Spartaküs isyanını bastırdığı için alkış aldı ve Jüpiter'in "zafer" defne tacını takarak onurunu artırdı. [35] Alkışlar, zaferlerle birlikte listelenir. Fasti Zaferleri.

NS Fasti Zaferleri (olarak da adlandırılır Acta Zaferi), İmparator Augustus döneminde Forum Romanum'da MÖ 12 civarında dikilmiş taş tabletlerdir. Generalin resmi adını, babasının ve büyükbabasının adlarını, zaferin verildiği kişi(ler) veya komuta vilayetini ve zafer alayının tarihini verirler. MÖ 753'te Romulus'un üç efsanevi zaferiyle başlayan ve Lucius Cornelius Balbus'un (19 BCE) ile biten 200'den fazla zafer kaydederler. [36] Roma'dan ve İtalya'dan gelen benzer tarih ve stildeki parçalar, Augustus'ta modellenmiş gibi görünüyor. fastive bazı boşluklarını doldurmak için kullanılmıştır. [37]

Birçok eski tarihi hesap da zaferlerden bahseder. Çoğu Roma zafer öyküsü, zafer süreci, alayı, törenleri ve anlamlarının doğru bir tanımını vermekten ziyade okuyucularına ahlaki bir ders vermek için yazılmıştır. Bu kıtlık, Roma tarihinin farklı dönemlerine ait çeşitli tamamlanmamış hesapların birleşimine dayanan zafer töreninin yalnızca en geçici ve genelleştirilmiş (ve muhtemelen yanıltıcı) yeniden inşasına izin verir.

Kökenler ve Regal dönemi Düzenle

Bu onurun kökenleri ve gelişimi belirsizdir. Romalı tarihçiler ilk zaferi efsanevi geçmişe yerleştirdiler, bazıları bunun Roma'nın kuruluşundan geldiğini düşündü, bazıları ise bundan daha eski olduğunu düşündü. Romalı etimologlar, askerlerin ilahiyi söylediğini düşündüler. zafer Yunan Etrüsk aracılığıyla bir borçlanma oldu triambüs (θρίαμβος), Dionysos ve Bacchic alaylarında satirler ve diğer görevliler tarafından haykırıldı. [38] Plutarkhos ve bazı Roma kaynakları, ilk Roma zaferinin ve "krallık" kıyafetinin izini sürdüler. muzaffer Caeninenses Kralı Acron'u yenilgiye uğrattığı MÖ 753'te Roma'nın kuruluşuyla eş zamanlı olduğu düşünülen Roma'nın ilk kralı Romulus'a. [39] Ovidius, tanrı Bacchus/Dionysos'un Hindistan'ı fethinden dönüşünde, kaplanlar tarafından altın bir arabaya çekilmiş ve etrafı maenadlar, satirler ve çeşitli ayyaşlarla çevrili olarak muhteşem ve şiirsel bir zafer örneği yansıttı. [40] [41] [42] Arrian, benzer Dionysos ve "Roma" öğelerini Büyük İskender'in zafer alayına bağladı. [43] Roma kültürünün çoğunda olduğu gibi, zaferin unsurları Etrüsk ve Yunan öncüllerine, özellikle mor, işlemeli toga picta muzaffer general tarafından giyilenin Roma'nın Etrüsk krallarının kraliyet togasından türetildiği düşünülüyordu.

Roma krallığı döneminin zaferleri için, hayatta kalan İmparatorluk Fasti Zaferleri eksikler. Şehrin efsanevi kurucusu Romulus için üç girişten sonra, listenin on bir satırı eksik. Sırada Ancus Marcius, Tarquinius Priscus, Servius Tullius ve son olarak son kral Tarquin "gururlu" yer alıyor. NS fasti krallık döneminden yaklaşık beş yüzyıl sonra derlenmiştir ve muhtemelen birkaç farklı tarihi geleneğin onaylanmış, resmi bir versiyonunu temsil etmektedir. Benzer şekilde, krallık döneminin hayatta kalan en eski yazılı tarihleri, ondan birkaç yüzyıl sonra yazılmış, çeşitli gelenekleri uzlaştırmaya veya bunların değerlerini tartışmaya çalışır. Örneğin Dionysos, Romulus'a üç zafer verir; fasti. Livy ona hiçbir şey vermez ve onun yerine silahların ve zırhın yenilen bir düşmandan sıyrıldığı ve daha sonra Jüpiter'e adandığı ilk devşirme opima ile kredi verir. Plutarch ona savaş arabasıyla birlikte bir tane verir. Tarquin'in iki zaferi var fasti ama Dionysius'ta hiçbiri. [44] Hiçbir antik kaynak, Romulus'un halefi olan barışçıl kral Numa'ya zafer kazandırmaz.

Cumhuriyet Düzenle

Roma'nın aristokratları, son krallarını bir tiran olarak kovdular ve monarşiyi yok ettiler. Krallığın eski yetkilerini ve otoritesini sulh yargıçları şeklinde kendi aralarında paylaştılar. Cumhuriyet'te, mümkün olan en yüksek sulh yargısı, bir seferde bir yıldan fazla tutulamayan seçilmiş bir konsüllüktü. Kriz veya acil durumlarda, Senato daha uzun süre hizmet etmesi için bir diktatör atayabilir, ancak bu, kralların ömür boyu iktidarına tehlikeli bir şekilde yakın görünebilir. Diktatör Camillus'a dört zafer verildi, ancak sonunda sürgün edildi. Daha sonraki Roma kaynakları, MÖ 396'daki zaferinin bir saldırı nedeni olarak, arabanın dört beyaz at tarafından çekildiğini, en azından daha sonraki irfan ve şiirde Jüpiter ve Apollo için uygun bir şekilde ayrılmış bir kombinasyona işaret ediyor. [45] Muzaffer bir Cumhuriyetçi generalin tavrı, aristokrat akranları tarafından yakından incelenirdi ve zaferinde kullandığı semboller, "bir kral için kral"dan daha fazlası olmayı arzulayabileceğine dair herhangi bir işarete karşı tetikte olurdu. gün".

Orta ve Geç Cumhuriyet'te, Roma'nın fetih yoluyla genişlemesi, siyasi-askeri maceracılarına, Roma ile Kartaca arasındaki uzun soluklu savaşlar dizisi olan Pön Savaşları'nın on yılda on iki zafer kazandırdığı, kendi reklamlarını yapmaları için olağanüstü fırsatlar sundu. Cumhuriyetin sonlarına doğru, zaferler daha da sıklaştı, [46] cömert ve rekabetçi hale geldi, her biri bir öncekini geçmek için bir girişim (genellikle başarılı) oldu. Muzaffer bir ataya sahip olmak -uzun zaman önce ölmüş olsa bile- Roma toplumunda ve siyasetinde çok şey ifade ediyordu ve Cicero, güç ve etki yarışında bazı bireylerin, muzaffer bir ihtişam ve haysiyetle uygunsuz bir şekilde sıradan bir ataya sahip olmaktan üstün olmadıklarını belirtti. , zaten parçalı ve güvenilmez bir tarihsel geleneği çarpıtmak. [47] [48] [49]

Roma tarihçilerine göre, muzaffer gösterişin büyümesi Roma'nın eski "köylü erdemlerini" zayıflattı. [50] Halikarnaslı Dionysius (yaklaşık MÖ 60 ila MÖ 7 sonrası), kendi zamanının zaferlerinin "eski tutumluluk geleneğinden her bakımdan ayrıldığını" iddia etti. [51] Ahlakçılar, başarılı dış savaşların Roma'nın gücünü, güvenliğini ve zenginliğini artırmış olabileceğinden şikayet ettiler, ancak aynı zamanda gösterişli gösteri ve sığ yenilikler için dejenere bir iştah yarattılar ve beslediler. Livy, çürümenin başlangıcını, 186'da sıradan Romalıları uzman şefler, flüt kızları ve diğer "baştan çıkarıcı akşam yemeği eğlenceleri" gibi Galat fripperyleriyle tanıştıran Gnaeus Manlius Vulso'nun zaferine kadar takip eder. Pliny, listeye "büfeler ve tek ayaklı masalar" ekler, [52] ancak Roma'nın lükse kaymasının sorumluluğunu, biraz önce Scipio Asiaticus tarafından zaferi için getirilen "1400 pound kovalanmış gümüş eşya ve 1500 pound altın kap" üzerine koyar. 189 M.Ö. [53]

The three triumphs awarded to Pompey the Great were lavish and controversial. The first in 80 or 81 BCE was for his victory over King Hiarbas of Numidia in 79 BCE, granted by a cowed and divided Senate under the dictatorship of Pompey's patron Sulla. Pompey was only 24 and a mere equestrian. [54] Roman conservatives disapproved of such precocity [55] but others saw his youthful success as the mark of a prodigious military talent, divine favour, and personal brio and he also had an enthusiastic, popular following. His triumph, however, did not go quite to plan. His chariot was drawn by a team of elephants in order to represent his African conquest – and perhaps to outdo even the legendary triumph of Bacchus. They proved too bulky to pass through the triumphal gate, so Pompey had to dismount while a horse team was yoked in their place. [56] This embarrassment would have delighted his critics, and probably some of his soldiers — whose demands for cash had been near-mutinous. [57] Even so, his firm stand on the matter of cash raised his standing among the conservatives, and Pompey seems to have learned a lesson in populist politics. For his second triumph (71 BCE, the last in a series of four held that year) his cash gifts to his army were said to break all records, though the amounts in Plutarch's account are implausibly high: 6,000 sesterce to each soldier (about six times their annual pay) and about 5 million to each officer. [58]

Pompey was granted a third triumph in 61 BCE to celebrate his victory over Mithridates VI of Pontus. It was an opportunity to outdo all rivals — and even himself. Triumphs traditionally lasted for one day, but Pompey's went on for two in an unprecedented display of wealth and luxury. [59] Plutarch claimed that this triumph represented Pompey's domination over the entire world – on Rome's behalf – and an achievement to outshine even Alexander's. [60] [61] Pliny's narrative of this triumph dwells with ominous hindsight upon a gigantic portrait-bust of the triumphant general, a thing of "eastern splendor" entirely covered with pearls, anticipating his later humiliation and decapitation. [62]

Imperial era Edit

Following Caesar's murder, Octavian assumed permanent title of imparator and became permanent head of the Senate from 27 BCE (see principate) under the title and name Augustus. Only the year before, he had blocked the senatorial award of a triumph to Marcus Licinius Crassus the Younger, despite the latter's acclamation in the field as Imperator and his fulfillment of all traditional, Republican qualifying criteria except full consulship. Technically, generals in the Imperial era were legates of the ruling Emperor (Imperator). [63] Augustus claimed the victory as his own but permitted Crassus a second, which is listed on the Fasti for 27 BCE. [64] Crassus was also denied the rare (and technically permissible, in his case) honour of dedicating the spolia opima of this campaign to Jupiter Feretrius. [65]

The last triumph listed on the Fasti Triumphales is for 19 BCE. By then, the triumph had been absorbed into the Augustan Imperial cult system, in which only the emperor [66] would be accorded such a supreme honour, as he was the supreme imparator. The Senate, in true Republican style, would have held session to debate and decide the merits of the candidate but this was little more than good form. Augustan ideology insisted that Augustus had saved and restored the Republic, and it celebrated his triumph as a permanent condition, and his military, political, and religious leadership as responsible for an unprecedented era of stability, peace, and prosperity. From then on, emperors claimed – without seeming to claim – the triumph as an Imperial privilege. Those outside the Imperial family might be granted "triumphal ornaments" (Ornamenta triumphalia) or an ovation, such as Aulus Plautius under Claudius. The senate still debated and voted on such matters, though the outcome was probably already decided. [67] In the Imperial era, the number of triumphs fell sharply. [68]

Imperial panegyrics of the later Imperial era combine triumphal elements with Imperial ceremonies such as the consular investiture of Emperors, and the adventus, the formal "triumphal" arrival of an emperor in the various capitals of the Empire in his progress through the provinces. Some emperors were perpetually on the move and seldom or never went to Rome. [69] Christian emperor Constantius II entered Rome for the first time in his life in 357, several years after defeating his rival Magnentius, standing in his triumphal chariot "as if he were a statue". [70] Theodosius I celebrated his victory over the usurper Magnus Maximus in Rome on June 13, 389. [71] Claudian's panegyric to Emperor Honorius records the last known official triumph in the city of Rome and the western Empire. [72] [73] Emperor Honorius celebrated it conjointly with his sixth consulship on January 1, 404 his general Stilicho had defeated Visigothic King Alaric at the battles of Pollentia and Verona. [74] In Christian martyrology, Saint Telemachus was martyred by a mob while attempting to stop the customary gladiatorial games at this triumph, and gladiatorial games (munera gladiatoria) were banned in consequence. [75] [76] [77] In AD 438, however, the western emperor Valentinian III found cause to repeat the ban, which indicates that it was not always enforced. [78]

In 534, well into the Byzantine era, Justinian I awarded general Belisarius a triumph that included some "radically new" Christian and Byzantine elements. Belisarius successfully campaigned against his adversary Vandal leader Gelimer to restore the former Roman province of Africa to the control of Byzantium in the 533-534 Vandalic War. The triumph was held in the Eastern Roman capital of Constantinople. Historian Procopius, an eyewitness who had previously been in Belisarius's service, describes the procession's display of the loot seized from the Temple of Jerusalem in 70 CE by Roman Emperor Titus, including the Temple Menorah. The treasure had been stored in Rome's Temple of Peace after its display in Titus' own triumphal parade and its depiction on his triumphal arch then it was seized by the Vandals during their sack of Rome in 455 then it was taken from them in Belisarius' campaign. The objects themselves might well have recalled the ancient triumphs of Vespasian and his son Titus but Belisarius and Gelimer walked, as in an ovation. The procession did not end at Rome's Capitoline Temple with a sacrifice to Jupiter, but terminated at Hippodrome of Constantinople with a recitation of Christian prayer and the triumphant generals prostrate before the emperor. [79]


Early medieval music ( -1150)

Early chant traditions

Chant (or plainsong) is a monophonic sacred form which represents the earliest known music of the Christian church. The Jewish Synagogue tradition of singing psalms was a strong influence on Christian chanting.

Chant developed separately in several European centres. The most important were Rome, Spain, Gaul, Milan, and Ireland. These chants were all developed to support the regional liturgies used when celebrating the Mass there. Each area developed its own chants and rules for celebration. In Spain, Mozarabic chant was used and shows the influence of North African music. The Mozarabic liturgy even survived through Muslim rule, though this was an isolated strand and this music was later suppressed in an attempt to enforce conformity on the entire liturgy. In Milan, Ambrosian chant, named after St. Ambrose, was the standard, while Beneventan chant developed around Benevento, another Italian liturgical centre. Gallican chant was used in Gaul, and Celtic chant in Ireland and Great Britain.

Around 1011 AD, the Roman Catholic Church wanted to standardize the Mass and chant. At this time, Rome was the religious centre of western Europe, and Paris was the political centre. The standardization effort consisted mainly of combining these two ( Roman and Gallican) regional liturgies. This body of chant became known as Gregorian Chant. By the 12th and 13th centuries, Gregorian chant had superseded all the other Western chant traditions, with the exception of the Ambrosian chant in Milan, and the Mozarabic chant in a few specially designated Spanish chapels.

Gregorian chant

A doctrinally unified version which came together from under the supervision of Rome in approximately the ninth century was called Gregorian chant, a type of plainsong that was central to the musical tradition of Europe in the Medieval era. The actual melodies that make up the repertory probably come from several sources, some as far back as the pontificate of Gregory the Great himself (c. 590&ndash 604). Many of them were probably written in the politically stable, relatively literate setting of western monasteries during the reign of Charlemagne.

The earliest surviving sources of chant showing musical notation are from the early ninth century, though the consistency of the music across a wide area implies that some form of chant notation, now lost, may have existed earlier than this. It should be noted that music notation existed in the ancient world&ndashfor example Greece&ndashbut the ability to read and write this notation was lost around the fifth century, as was all of the music that went with it.

To what extent the music of the Gregorian chant represents a survival of the music of the ancient world is much debated by scholars, but certainly there must have been some influence, if only from the music of the synagogue. Only the smallest of scraps of ancient music have survived (for instance, the Seikilos epitaph), but those that have show an unsurprising similarity of mode, shape and phrase conception to later Western music.

Chant survived and prospered in monasteries and religious centres throughout the chaotic years of the early middle ages, for these were the places of greatest stability and literacy. Most developments in western classical music are either related to, or directly descended from, procedures first seen in chant and its earliest elaborations.

Early polyphony: organum

Around the end of the ninth century, singers in monasteries such as St. Gall in Switzerland began experimenting with adding another part to the chant, generally a voice in parallel motion, singing in mostly perfect fourths or fifths with the original tune (see interval). This development is called organum, and represents the beginnings of harmony and, ultimately, counterpoint. Over the next several centuries organum developed in several ways.

The most significant was the creation of "florid organum" around 1100, sometimes known as the school of St. Martial (named after a monastery in south-central France, which contains the best-preserved manuscript of this repertory). In "florid organum" the original tune would be sung in long notes while an accompanying voice would sing many notes to each one of the original, often in a highly elaborate fashion, all the while emphasizing the perfect consonances (fourths, fifths and octaves) as in the earlier organa. Later developments of organum occurred in England, where the interval of the third was particularly favoured, and where organa were likely improvised against an existing chant melody, and at Notre Dame in Paris, which was to be the centre of musical creative activity throughout the thirteenth century.

Much of the music from the early medieval period is anonymous. Some of the names may have been poets and lyric writers, and the tunes for which they wrote words may have been composed by others. Attribution of monophonic music of the medieval period is not always reliable. Surviving manuscripts from this period include the Musica Enchiriadis, Codex Calixtinus of Santiago de Compostela, and the Winchester Troper.

For information about specific composers or poets writing during the early medieval period, see Pope Gregory I, St. Godric, Hildegard of Bingen, Hucbald, Notker Balbulus, Odo of Arezzo, Odo of Cluny, and Tutilo.

Liturgical drama

Another musical tradition of Europe originated during the early Middle Ages was the liturgical drama. In its original form, it may represent a survival of Roman drama with Christian stories - mainly the Gospel, the Passion, and the lives of the saints - grafted on. Every part of Europe had some sort of tradition of musical or semi-musical drama in the middle ages, involving acting, speaking, singing and instrumental accompaniment in some combination. Probably these dramas were performed by travelling actors and musicians. Many have been preserved sufficiently to allow modern reconstruction and performance (for example the Play of Daniel, which has been recently recorded).

Goliards

The Goliards were itinerant poet-musicians of Europe from the tenth to the middle of the thirteenth century. Most were scholars or ecclesiastics, and they wrote and sang in Latin. Although many of the poems have survived, very little of the music has. They were possibly influential &mdash even decisively so &mdash on the troubadour- trouvère tradition which was to follow. Most of their poetry is secular and, while some of the songs celebrate religious ideals, others are frankly profane, dealing with drunkenness, debauchery and lechery.


This called for an updated system of music notation.

&ldquoUnless sounds are held by the memory of man, they perish, because they cannot be written down,&rdquo said the scholar St Isidore of Seville, who got sick of forgetting music all the time.

In 650 AD, St Isidore developed a new system of writing music, using a notation called &lsquoneumes&rsquo. Vocal chants (the popular music of the time) would be written on parchment with the text, above which neumes would be notated, indicating the contour of the melody.

Lent: more fun with unheightened neumes! Gradual, 4th Sunday in Lent. Fragment, ca. 12c. #freelibraryrbd #neumes pic.twitter.com/ucTYymCgyv

&mdash Katharine C Chandler (@freyjawaru) April 9, 2014

Neumes were a pretty great invention at the time, but they had one major flaw: the singers didn&rsquot know exactly which note to sing &ndash only whether to sing higher and lower than the last note.


Salve Regina

The Knights loved our Lady tremendously and this song, said to have been composed by various authors such as Hermann of Reichenau, and Bernard of Clairveaux. It was one of their favorites. They felt empowered and emboldened to achieve lots of victories, while under the Virgin’s mantle.

Traditionally sung after compline, the Salve Regina has an interesting legend associated with it:

“Jean l’Hermite dreamt that Bernard of Clairvaux heard the entire hymn sung by heavenly choirs he then repeated the words to Pope Eugene III. In an extension of this legend, it is reported that Bernard visited the great cathedral of Speyer in 1146. When he entered the cathedral, he reverenced Our Lady’s statue, chanting: “O thou deboner, o thou meke, o thou swete maide Marie.”

Martin Luther found it to be too extravagant where it concerns Mary, but Peter Canisius wrote that “we praise God in Mary, namely, the work that he has done in her, when we turn to her in song.”

However, this type of debate was better left to the theologians. As a Knight Templar, all you knew was that it put fire in your veins and inspired you to fight for your homeland.

The Knights left their homes to go fight in strange lands. They prayed for decisive victories so that there would be peace.


A brief history of Gregorian chant

Timothy S. McDonnell, director of music ministries at the Institute of Sacred Music, Benjamin T. Rome School of Music at The Catholic University of America in Washington, conducts an Oct. 10 Gregorian chant rehearsal in the school's St. Vincent Chapel. Gregorian chant is the singing of the liturgy and its texts are almost entirely scriptural. (CNS photo/Chaz Muth)

WASHINGTON (CNS) -- When Erin Bullock steps in front of the altar at the Cathedral of St. Matthew the Apostle in Washington, she is there to sing parts of the liturgy and to guide members of the congregation through song.

Her role as cantor at the church is as visible as the priest's during an October Mass and much of the music she intones with her striking soprano -- along with the choir and people in the pews -- is the unadorned resonances of Gregorian chant.

The melodic sounds are unique and often called mysterious.

When performed by the choir, the chants are typically sung in unison without rhyme, meter or musical accompaniment, with the tones rising and falling in an unstructured fashion.

The tradition of sung prayer dates back to the first millennium, with Gregorian chant becoming the proper music of the mature Roman rite, said Timothy S. McDonnell, director of the Institute of Sacred Music at The Catholic University of America in Washington.

Gregorian chant was standard in the Mass in the 1950s, but fell out of favor after the Second Vatican Council, when the traditional Latin Mass was changed to the dominant language of each country.

Though it has regained popularity in the past few decades, the chant is not the principal music in most U.S. Catholic parishes, McDonnell told Catholic News Service.

Categorically speaking, Gregorian chant is sacred music, but not all sacred music is Gregorian chant.

What distinguishes the chant is that the songs are actual prayers and text vital to the liturgy, said Elizabeth Black, assistant music director of St. John the Beloved Catholic Church in McLean, Virginia.

For instance, when the priest sings, "the Lord be with you," and the congregation responds in song, "and with your spirit," they are performing Gregorian chant, because those holy texts are an essential part of the Mass, Black told Catholic News Service during a recent interview.

Most Catholics have performed Gregorian chant, whether they know it or not, said David Lang, music director of Theological College, a national seminary at The Catholic University of America.

"If you are singing a part of the liturgy that is an essential part of the Mass, you are singing Gregorian chant," Lang said. "Even if you are singing a simple response, that's chant."

Though hymns -- often layered in rich harmonies -- may be liturgical in nature, those songs are meant to decorate the Mass with meditative spirituality and are not a crucial part of the liturgy, Black said.

It's one of the reasons the chant is traditionally sung a capella in plain, monophonic tones, McDonnell said, making the text the focal point of the music. However, there are exceptions to that unofficial chant rule, and some choirs add harmonies and occasionally insert musical accompaniment.

Singing has been a part of the liturgy since the early days of the Catholic Church, but Gregorian chant -- which began to take shape in the ninth century -- is the earliest form of liturgical music that was written and preserved for the historical record, he said.

Gregorian chant is named for St. Gregory the Great, who was pope from 590 to 604.

It's unlikely that Pope Gregory I had any direct involvement in developing Gregorian chant, but he was a building pope who helped reorder the liturgy in a more practical way, creating an artistic environment necessary to establish some form of plain chant, McDonnell said.

The music we identify today as Gregorian chant really began to develop several generations after St. Gregory the Great's death, "and in fact, most historians think it's Pope Gregory II (715-731), who reigned about 100 years later, who was the Pope Gregory who actually had more of a hand in formulating this body of chants that we call Gregorian chant," he said.

"You might call it poetry in music, it's very simple in some ways," said Thomas Stehle, director of music ministries at the Cathedral of St. Matthew the Apostle, "and yet complex at times."

Throughout the centuries, the chant became a natural part of the liturgy, because of the simplicity of the sung recitation from the priest and response of chanted text by the congregation, with the choir handling the more complex music, said James Senson, music director of St. John the Beloved.

"Gregorian chant can be incredibly advanced, complicated, involved and with a high level of artistic value," McDonnell said. "At the same time, so much of its beauty resides in its simplicity and the fact that much of it can also be accessible to the congregation and by children.

"Anybody can learn to sing some amount of Gregorian chant," he said, "and the church over the years has categorized the chants according to their accessibility. So, there are many chants that are expected to be sung as part of the liturgy by the faithful and those chants really are every bit as much Gregorian chant as the more florid and elaborate ones."

The music was seen as enhancing the sacred texts with an art form.

"As St. Augustine noted, when we pray in song, it's almost as if we're praying twice," Stehle said. "In some ways, it helps carry the emotion of the chant more effectively."

Though Gregorian chant eventually became the music of the church, its use has had periods of intense popularity throughout the centuries and eras when it receded, McDonnell said.

The causes of these waves are variable, he said.

"In many cases, it simply was things like the fall of cities and the fall of Rome," McDonnell said.

"In the 15th century, when the popes came back from Avignon (a period from 1309 to 1376 during which seven popes resided in Avignon, France, rather than in Rome), the city was in absolute ruins, so the culture of Rome had to be rebuilt," he said. "Whenever you take time to invest clergy, to invest resources in the cultivation of sacred things, the art grows again. So, we saw Gregorian chant flourish again."

However, in the 16th century, after culture was put back together, Renaissance polyphony -- with its elaborate texturized harmonies -- became the dominant music in the church and eclipsed Gregorian chant for a time, McDonnell said.

The chant underwent another revival in the early 20th century with liturgical reforms in Pope Pius X's "Tra Le Sollecitudini" ("Among the Concerns") in 1903.

Then in 1947, Pope Pius XII issued his encyclical "Mediator Dei" ("On the Sacred Liturgy"), encouraging active participation by the laity in the liturgy, further reinforcing Gregorian chant, Black said.

"He has a very specific paragraph on Gregorian chant," she said, "where out of the blue he actually says Gregorian chant enables people to participate actively and that this is the people's music and they should be singing it."

While documents issued during Vatican II in the 1960s supported the use of Gregorian chant, the switch from the Latin Mass to the vernacular prompted most parishes to favor musical forms similar to popular culture, such as praise and worship and folk genres, McDonnell said.

The philosophy was, if you are celebrating Mass in the language of the culture, you should be singing in musical genres popular in local societies, he said.

Then, in the 1990s, an enormously popular album recorded by the Benedictine monks of Santo Domingo de Silos, Spain, titled "Chant" was released, once again renewing interest in the practice, he said.

Though Gregorian chant isn't the principal force in parish life that it once was, McDonnell said that if history repeats itself, it's in the recovery stage and could once again become a church music staple.


The Medieval Church Modes, Dorian Scales & Mixolydian Scales

Medieval church music was based on one of eight scales or modes. Certain of the modes were used for joyful music, others for meditative chant and still others to tell sad stories. All of these modes were built from the notes in the C major scale (white keys on the piano). For example, the first mode was D, E, F, G, A, B, C, D. The third mode began on E and used only the naturals: E, F, G, A, B, C, D, E. The fifth mode went from F to F, and the seventh mode from G to G. These odd numbered modes were called the authentic modes. Created from each of the authentic modes was a plagal mode. The plagal mode was related to the authentic mode in that it used the same notes and ended on the same "finalis" (final note), but the range of the melody was different. (Click here to find out why chanting rather than singing or speaking)

Huh?? The range of the melody? In Gregorian Chant (medieval church music), the melody stayed within about an octave. So, if you were singing a Chant in the first mode, you could only use one octave of notes and they would have to be D, E, F, G, A, B, C, D.

(If the play bar shows below, click on it to hear the above example.)

HOWEVER, that could be changed slightly by using the second mode (a plagal mode related to the first). The second mode would use the same series of notes, but instead of going from D to D, you would have a range of A to A -- with one big, huge "BUT" -- but, you have to end on D (the finalis).

(If the play bar shows below, click on it to hear the above example.)

Most liturgical texts (church texts) refer to the modes by number, but somewhere along the line, the music theorists confused the medieval church modes with the Greek scales and the modes ended up being referred to by the Greek names. (How come this got messed up. ) Therefore, the modes are most often called:


12. Porcelain

Porcelain was not a sudden invention, and an ancient form of porcelain existed during the Shang dynasty (1600 BC–1046 BC). It was perfected during the Tang dynasty and was exported to the Middle East. During the Song dynasty (960–1279 AD), the manufacture of porcelain became highly organized and reached new heights. By the time of the Ming dynasty (1368–1644 AD) porcelain was being exported to Europe, Africa, and Asia via the Silk Road.


Female warriors in the Middle Ages

Piracy during the 5 th – 9 th centuries was predominately a male activity, but there is a minority of historical female pirates especially during the Norman or Viking period.

5 th Century CE – Princess Sela was the sister of Koller, king of Norway. She was a skilled warrior and pirate. She fought against King Horwendil, and was later killed by him c.420 CE

529 CE – Princess Halima was the daughter of King al-Harit and princess of the Ghassan kingdom. In an act of revenge she led a battle against the Lakhmids who had sacrificed her brother to their goddess.

530 CE – Tomyris was the leader of an Iranian nomadic tribe called the Massagetae her exploits were recorded by historians like Herodotus and thus passed into legend. Her stories however have been recorded both in history books and in paintings. The Persian Emperor of the time, Cyrus (the Great) attempted unsuccessfully to subjugate the Massagetae. He decided to entrap the Massagetae, by leaving a camp full of wine, the Massagetae now drunk allowed the Persians to attack with little resistance and captured them. One of the captured was Tomyris’s son, when he realised his mistake he committed suicide. Tomyris was so furious at this deception she demanded a fight on equal grounds with Cyrus. Her wish was granted and she led a successful army that slaughtered the Persians, Tomyris chopping of the head of Cyrus, which she apparently then kept and used as a wine glass.

535 – 552 CE – In the Gothic war Procopius writes of an English Princess, referred to as ‘the Island Girl’. She is said to have led an invasion of part of Jutland, where she captured the young king, Radigis, who had jilted her after their betrothal.

590 CE – The Christian Synod of Druim Cett ordered that British women should no longer go into battle alongside their men. This ban probably had little effect, and traditions such as sword dancing which was taught by women remained.

6 th Century CE An elite Saxon female burial is discovered in Lincolnshire, England. The burial goods contain a knife and a shield showing possible signs of a female warrior.

598 – 623 CE – Princess Zhao Pingyang of China, was the daughter of Emperor Gaozu of Tang (founding emperor of the Tang Dynasty). Zhao helps her father overthrow the Sui Dynasty, during his campaigns Zhao formed a women’s army, commanded by her she helped to capture the Sui capital of Chang’an.

624 CE – Hind al-Hunnud was known as the ‘Battle Queen’, and a member of the Quarish tribe of the kingdom of Kindah. She helped in the battle against Muhammad. In Arabic culture women played an important role in battle, some of the earliest roots of Arabic culture lay in the cult of the ‘battle queen’ and of tribal warfare. The battle queen mounted upon a camel led the armies into battle. In a more no combat role the battle queen sometimes only served as a symbolic function, that of goddess or commander in chief or field general. When fighting had commenced the battle queen always occupied the centre battle, with her accompanying retinue. Hind al-Hunnud fought the prophet Mohammad in the Battle of Badr in 724, and accounts describe her as ‘brandishing a broadsword with great gusto’.

625 – 705 CE – Wu Chao, known as ‘The Empress Wu’, is considered to have been one of the most powerful women in history. Crucially important is the fact that she was able to rise to such an important position at a time when women where confined to the realms of the family. Wu is said to have been the de facto power behind her Emperor husband, upon his death she then ruled alone. She is said to have been a forceful, innovative and ruthless leader, with the dismissal, exile or execution of any of her opponents. Her navy led a decisive victory at sea which ended China’s long running war with Korea, and her army won many battles over any her rivals, Wu herself surviving several assassination attempts. Her reign insured decades of peace and prosperity and it is said that no other woman except for Elizabeth I and Catherine the Great, retained so much power, over such a vast Empire.

625 CE – Nusaybah bint Ka’ab, was not only an early convert to Islam, but was the first female to take up arms in its defence. She took part in the Battle of Hunain, the Battle of Yamama, the Battle of Uhud, and the Treaty of Hudaibiyah. A devotee of Muhammad, he is quoted as saying that wherever he turned in the battlefield, Nusaybah was there defending and protecting him. At the Battle of Uhud she shielded Muhammad from enemy arrows, and received several wounds whilst fighting.

c.632 – 705 CE – Apranik was the daughter of a Persian general, and herself a Persian Sassanid High Ranking Commander. When the Arabs attacked Persia, Apranik commanded a major battalion against the invaders. When the Sassanid Empire began to crumble Apranik was eventually killed, but remained a rebellious fighter until her death. Her white horse remains a symbol of freedom.

639 CE – Negan was a female guerrilla commander for the Sassanid Empire she was one of the major resistance fighters against the Arab invasion. Neither born into nobility or military trained fighting only out of belief, Negan led a band of resistance fighters and died in battle a year after the invasion.

7 th century CE – Dahia Al-kahina was a military leader of the Berbers and came to be known as leader of the African resistance. The Arabs had seized Cyrenaica, Egypt and Tripoli, and as the invasion spread Kusaila, leader of the Berbers was defeated and killed. Dahia then created a united front against the Arab invaders and counter-attacking them at every turn, she even drove them at one point to be holed up in Cyrenaica (Libya) for about 4 to 5 years. The Arabs regrouped and Dahia was eventually defeated in a battle somewhere in present day Algeria. It is still not clear as to whether Dahia died in battle, committed suicide, or was executed.

7 th century CE – Khawlah Bint al-Kindiyyah was a woman warrior, who with the help from her female captains led an Arab army and stopped a Greek invasion of their homeland. The two armies met at Yermonks, the Arabs looking poorly organised against the disciplined Greeks. However in true battle queen style Khawlah and the other women captains – Oserrah, Alfra’Bint Ghifar al-Humayriah and Wafeira rallied the men and led them into the centre of the battle field. When a Greek soldier knocked Khawlah to the ground, Wafeira sliced his head off with a sword, and holding it high she inspired the soldiers to victory. Khawlah and her captains were later captured in a battle close to Damascus. Angered by the confiscation of their weapons and the treatment they received, the women led a charge against their Greek captors by using tent poles as weapons and successfully escaped.

722 CE – Queen Aethelburgh was the wife of King Ine of Wessex. In 722, she is said to have destroyed Taunton, (which her husband Ine had built earlier in his reign), in an attempt to find the rebel Ealdbert

c.730s CE (active in) – Parsbit (also as Prisbit) was a Khazar noblewoman called ‘the mother of the Khagan’. What is known about her life is that she was said to have wielded enormous power, commanding armies, such as the expeditionary force that was led against Armenia by Tar’mach in 730.

c.750 CE – Azad Deylami / Azad-e Daylami was from the Caspian Sea shores in the north of Iran. She was a partisan leader and became one of the most famous freedom fighters of the region. She fought bravely with her band of freedom fighters for many years against the Arab invaders

c.783 CE – Fastrada, an East Frankish noblewoman who, along with other Saxon women entered into battle against Charlemagne’s forces bare breasted. Fastrada then went onto become Charlemagne’s third wife.

c.815 – 838 CE – Banu, wife of Babak Khoramdin was a legendary Persian freedom fighter, who initiated the Khorram-Dinan movement, in an attempt to overthrow the Abbasid Caliph. She was an extremely skilled archer, fighting both for freedom and the preservation of Persian culture and language. Banu and Babak were eventually betrayed to the Caliph by one of their own officers.

869 – 918 CE – Ethelfleda, also known as our ‘Lady of the Mercians’, was the daughter of Alfred the great. Ethelfleda was considered to be a chief military strategist and the most brilliant tactician of her time. She led armies, built castles, united Mercia – re-establishing Tamworth as it capital. She also fought back an invasion from the Vikings, forcing them to surrender their stronghold at York and even conquered Wales, and made them to pay tribute to her.

890 – 969 CE – Olga of Kiev (Princess Olga), ruled Kievan Rus as regent after her husband’s death in c.945. Olga went to great depths to avenge her husband’s death at the hands of the Drevlians. She successfully slaughtered many of them, interring some in a ship burial whilst still alive. She raised an army which attacked Drevlian strongholds and ended the revolt, but more importantly she changed the system of tribute gathering this act is seen as possibly the first legal reform in Eastern Europe.

C. 950 CE – Thyra of Denmark was the consort of King Gorm the Old of Denmark. Thyra was referred to as a woman of great prudence and she is thought to have led an army against the Germans. Thyra and Gorm were the parents of Harald Bluetooth.

C. 980 – 1000 CE – Queen Regnant Gudit of Bani al-Hamusa of Demot, (Ethiopia). She was a Northern Ethiopian ruler and possibly a Jewess. She became a military leader who attacked the ruling Aksumite Dynasty and is credited with its downfall. It still isn’t clear where Bani al-Humusa was situated: it is said to be south of the Nile and south-west of Shava.

In the 10 th and 11 th centuries stories are told of Shieldmaidens, or Scandinavian female warriors. Few historical records mention the roles of Viking Age women and warfare. But a Byzantine historian by the name of Johannes Skylitzes, records a battle that took place in 971 in which the Scandinavian ruler of Kiev attacked the Byzantines in Bulgaria. The Norsemen suffered a crushing defeat, and the Byzantines were shocked to find amongst the fallen Norse were armed women.

1015 – 1042 CE – Akkadevi, was a governor Princess of a Province of Karnataka, A resistance campaigner who fought battles and superintended sieges. Akkadevi became a heroine of west-central Indian resistance to southern Indian aggression.

1040 – 1090 CE – Sikelgaita was a Lombard princess and the daughter of Guaimar IV, Prince of Salerno. She married the Duke of Apulia and accompanied him on his Byzantine conquests. At the Battle of Dyrrhachium, Sikelgaita is said to have fought in full armour, rallying her husbands despondent troops, and was compared to another ‘Pallas’ or second ‘Athena’.

1046 – 1115 CE – Matilda of Tuscany was an Italian noblewoman and one of the few medieval women to be remembered for her military accomplishments. She was the principle Italian supporter of Pope Gregory VII during the Investiture Controversy.

c.1059 – 1096 CE – Emma de Gauder, Countess of Norfolk, best remembered for defending Norwich Castle when it was under siege. Emma then negotiated safe passage for herself and her troops in return for the castle. She died around 1096 on the road to Palestine during the First Crusade with her husband.

1079 – 1126 CE – Urraca of León and Castile, was Queen regnant of León, Castile and Galicia and she also claimed the imperial title of Empress of All the Spains – ‘suo jure’. She quarrelled with husband Alfonso I of Aragon, the quarrel then turned into open armed warfare between the Leonese-Castillians and Aragonese. By 1112 a truce was brokered and the nightmare marriage was annulled.

1097 – 1136 CE – Gwenllian ferch Gruffydd, was the princess consort of Deheubarth in Wales and a member of the princely Aberffraw family of Gwynedd. Her patriotic revolt and death in a battle against the Normans at Kidwelly Castle contributed to ‘The Great Revolt of 1136’.

c.1120s CE – Liang Hongyu was a female Chinese general and wife of General Han Shizhong of the song army. She fought with her husband against the invasion by the Huns, commanding in battles. Liang is said to have had an exceptional military mind. During the battle with the Huns in 1129 her tactful use of drums and flags as communication signals enabled victory for the mere 8,000 Chinese, against the 100,000-strong Hun army.

1122 – 1204 CE – Eleanor, Duchess of Aquitane and Countess of Poitou was one of the wealthiest and most powerful women in Western Europe. She was queen consort of France 1137 – 1152, and queen consort of England 1154 – 1189. She married Louis VI and accompanied him and his army on the second crusade, the marriage however fell apart, and was annulled. She then married Henry Fitz-Empress, duke of Normandy (and eventually Henry II of England). They had three daughters and five sons. The two sons who survived Henry became kings of England after him: Richard I (the Lionhearted) and John (known as Lackland). In 1173 the sons rebelled against Henry with the full support of Eleanor, (stories pertain this to revenge for Henry’s adultery). The revolt was quickly suppressed and Eleanor was imprisoned from 1173 until 1189 (when Henry died). Upon Richard taking the throne, one of his first acts was to release Eleanor from prison. She now acted as queen regnant whilst Richard joined the Third Crusade of 1189. She outlived all of her children, except for King John and Eleanor, Queen of Castile.


Did the Roman Army have any marching songs?

This includes the army of the Republic and the Empire. Did Rome's Army ever have any marching songs with lyrics or did they just use the beat of drums for marching or did they just leave any musical elements away?

There is very little surviving music from Rome, so this is a tricky question to answer. Douglass Seaton in is book Ideas and Styles in the Western Musical Tradition very briefly addresses Roman Military music.

As one would expect, the military conquests of the Roman armies provided one special field for musical development, the field of battle. It is not surprising that this period produced notable developments in brass instruments.

So we do know that brass instruments were developed and used for the army. We also know that music was fairly common in Rome and that Romans used music for pleasure more than the Ancients Greeks did. We also know that there were professional musicians in Rome who enjoyed a fair amount of popularity.

Those last few items don't directly relate to you question, but it provides some context for music in Roman society.

Source: Douglass Seaton Ideas and Styles in the Western Musical Tradition

Those instruments, the tuba (tuba), the bucina, NS cornu (the horn), all the brass instuments of the Roman army seem to have been mainly used for signalling to the troops. It was indeed an important part of Roman military organization, military musicians were part of the higher legionary ranks, immune from common duties and with higher pay.

They sounded the signals for assembly, the beginng of the battle, gave the signal for the attack, for advance and retreat, structured camp life by sounding out the time and the hours of the watch, the wake-up call, and gave signals for tactical maneuvers. In fact, the instruments of the military music are often characterized by their specifical association with war and battle, contrasted with more civilian musical instruments. Their association with the march seems to have been more with giving the signals for various marching tempos, such as when the Romans retreated from Arminius' forces towards the Rhine and were saved only when the trumpeters gave the signal for a quick march, so that the barbarians believed that relief forces (under Asprenas) were on their way.

This afforded an opportunity for the most hardy to get some distance away, and the trumpeters with them by sounding the signal for a double-quick march caused the enemy to think that they had been sent by Asprenas. [Dio LVI, 22, 3].

But there's also reference to them playing veritable 'marching songs', such as in Ammianus Marcellinus, when the Romans advanced towards the Persians:

Therefore when the two armies beheld each other, the Romans glittering with their crested helmets, and brandishing their shields, proceeded slowly, their bands playing an anapaestic measure and after a preliminary skirmish, carried on by the missiles of the front rank, they rushed to battle with such vehemence that the earth trembled beneath them. [Amm. 26, 10, 3]

The Spartans already had used music in the anapaestic measure, accompanied by flute players. The two shorts followed by a stressed length (da-da-DAA) allow for a strong rhythm, and lend themselves well to an advanding march.

Ne yazık ki, kamp yaşamını düzenlemek ve taktiksel sinyaller vermek için çeşitli enstrümanların nasıl kullanıldığını anlatan pek çok materyal günümüze kadar gelebilse de, bildiğim kadarıyla Roma askeri enstrümanlarının bu daha müzikal kullanımlarından söz etmek gerçekten kıttır. /u/GravitasIsOverrated tarafından aşağıda belirtilen marş şarkısı dışında, marş şarkılarından hiçbirini bilmiyoruz. Ve bu bile şarkının söylendiği zafer bağlamında görülmelidir, muzaffer kişiyle bu tür alayların yaygın olduğu, hoş görüldüğü ve hatta beklendiği, bu da bize kampanyada söylenen şarkılar hakkında pek bir şey söylemez.


Videoyu izle: The Best Relaxing Classical Music Ever By Mozart - Relaxation Meditation Reading Focus